Pages

Film İncelemesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Film İncelemesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Şubat 2010 Cumartesi

Üç Film Birden!


tatile girince tabii ki de film izleme heyecanım depreşti çünkü yurtta kolay kolay film izleyemiyordum.şimdi tatilde de hep dışarıdayım ve geziorum,içiyorum falan filan ama benm tatil anlayışım bu değilki.benim tatil anlayışım evde oturmak,bilgisayarda Dragon Age:Origins,Batman Arkham Asylum,Mass Effect 2 gibi oyunlar oynamak.sabahtan akşama kadar hep evde ve bilgisayarda olmak istiyorum.3-4 gün bana yeter sanırsam.benm tatil anlayışım bu çünkü en çok bunları özlüorm.neyse istanbul'da arada sırada bi iki film izledim.bunlardan üç tanesini şimdilik yazacağım.umarım yararlı olur heppppiniizee!
Chungking Express

Bu film bayaadır arşivde duruyordu,çok da merak ediyordum açıkçası çünkü bu film uzakdoğu filmleri arasında bir kült film olarak görülüyordu.çoğu kişinin arşivinde görüyordum.bi şekilde buldum filmi fakat çekimi kötüydü yani sanki tv'den çekmişler gibiydi.ayrıca altyazısınıda anca buldum.Neyse filme gelirsek Kar Wai Wong'un herhalde en iyi filmi diyebilirz.ben diğer filmlerini şu an itibari ile izlemedim ama çoğu zaten kndi izlenecek listemde varmış.onları da izleyeceğiz zamanı gelince.Kar Wai Wong filmlerinin çoğunda Tony Leung ve Faye Wong'u oynatıyor.2046'da da başrolde oynuyorlar zaten.Filme gelirsek ben bu filmden bi bok anlamadım.yani şöyle; şimdi film senaryo olarak hoş,konu sıkıcı ama eğlenceli.muhabbetler aynı tarantinovari,saçma ama eğlenceli.bu filmin imdb'de bu kadar iyi puan almasını ve milletin bu kadar sevmesini ben anlayamadım.gerçekten farklı bir film ama o kadar güzel mi bilmiyorum.imdb'nin bana hayal kırıklığı yaşatan bir filmi daha çıktı.insanlar bu filme güzel demek için kafalarını öyle bir yormuşlar ki,hepsi filozof olmuş! bu filmi beğendim beğenmesine ama dediğim gibi 8.0 eder miydi? bu arada bu filmi izledikten sonra kendimi resmi olarak bir Faye Wong manyağı ilan edebilirim.bu filmdeki rol yaptığı kızla evlenmek istiyorum.bu kadar tatlı bir insan olabilir mi? böyle bir kız arkadaşım olsun,50 milyar borcum olsun hüleaaayynn! 7.6/10

Issız Adam

Sonunda izledim arkadaş.gelen geçen sırf bu filmi izlemedi
m die beni azarlıyordu.ben Kurtlar Vadisi Irak'ı da bu yaz izledim noolcak lan?! iş türk filmlerine gelince içimde bir izleme isteği olmuo hacı ben ne yapiiim.bunu böyle yapan yegane filmlerden biri de yumurtadır.15 dakka izledim ve kalktım.bir daha yüzüne bile bakmadım filmin.film dediğin üzerinde 3 hafta düşündürtmemelidir, o düşüncesini 2 saat içinde etkili bir şekilde vermelidir ama yok! bizim eleştirmenler 2 hafta boyunca konuşur da konuşur.neyse...konu buraya nasıl geldi lan?! biz ıssız adam'a geri dönelim.beni bilen bilir ben çağan ırmak'ı sevmem.sevmememin nedeni kıskançlık olabilir çünkü onun yaptığı atılımı ben yapacaktım lan sinema sektöründe.benim planlarımı çaldı çakal! babam ve oğlum filmini çok ama çok gereksiz buldum ve bu yzden bir linç edilmediğim kaldı.tamam film ilk filmi olup,güzel çekilmiş olabilir fakat 10. dakikadan itibaren sürekli ağlıyoruz arkadaş.ben insanların kalbine dokunayım,onlarda bu güzelliği hissetsin mantığıyla yola çıkmış ama arkadaş kalbimize tecavüz edio arkadaş! ben bu filmi otobüs yolculuğunda izledim,milletin zırlamasından ve sümkürmesinden uyuyamadım! film bitio bu seferde 40-50 yaşındaki kadınların film gerçekmiş gibi dedikodu yapması başlıyor.bu yüzden ben bu adamı sevmem fakat yiğidi öldür ama hakkını ver yada yiğidi öldür kaskını ver...neyse bunun gibi bişeylerdi işte.çağan ırmak ıssız adam'la gözüme girdi(sanki adamın ideali benim gözüme girmek gibi anlatıorum hea).konu iyi ama oyuncular daha da iyi.cemal hünal hakkında bir yorumum var.bu adam necati şaşmaz gibi rol modeli.sadece model,rolünü yapamıo bence ancak bayan oyuncu seçimi süper olmuş.melis birkan cuk gibi oturmuş.öyle uymuş ki role başka birini düşünemiyor insan onun yerine.mekanlar oldukça güzel ve müzikler fevkalade.çok çok güzel bir film olmuş yaw.bu tarz filmlerin devamı gelmeli diyorum.bu arada eğer dışarıda ıssız adamlar varsa dünyanın en salak insanlarından bazıları olduklarını söyleyebilirm. 7.5/10

The Boy In The Striped Pyjamas

işte bu filmler arasında en iyisi.gerçekten izlediğim en iyi 25 film arasına rahatlıkla sokacağım bir film.Yönetmen Mark Herman ve başrollerde Vera Farmiga ve David Thewlis var.Konusu ise Nazi askeri bir babanın ve vefakar bir annenin oğlu olan bruno'nun yeni taşındıkları evin bir toplama kampının yanında olmasını öğrenmesi ile şekillenir.konu tamamen bu olaylara bruno'nun bakış açısını göstermektedir ve onun etrafındaki olayları göz önüne serer.çok ağır bir konusu ve sonu olan bu film insanlığa bir tokattır bence.bayaa büyük bir tokat hemde.herkesin kesinlikle izlemesi gereken bir film.çok sarsıcı bir senaryo.zaten film John Boyne'un aynı adlı romanından uyarlanmıştır.filmin benim için önemli bir diğer yanı yönetmenin benmle aynı kafada olması.en azından bu filmde öyle olmuş.müzikler,mekanlar,konu hatta çekimler.filmi izlerken sanki ben çekmişim gibi hissettim.herşey o kadar rahat oturmuş ki.filmi çok beğendiğimi ve sonuna kadar tavsiye ettiğimi söyleyebilirim.bu filmi izlediğinizde bruno ile bir yolculuğa çıkacaksınız ve er geç bruno ile ter örgülere varacaksınız.böyle tel örgüler dünyanın dört bir yanında var, umarım asla rastlamak zorunda kalmazsınız. 8.3/10

13 Kasım 2009 Cuma

Rapor 2-Movies Pt.1

şimdi de geldik filmlere.tabii baştan söylemem lazım,buraya yazacağım çok fazla film vardı ama ben yazacağım filmleri listelemedim.şu an aklıma gelen filmleri yazıyorum.bu arada eğer-küçük ihtimal olsa da-okursa kendisine-yıldız teknik'ten sinema yazarı- o yazıları göndereceğim.onu yazıya boğacağım,söz!neyse lafı uzatmayalım ve film tavsiyelerine başlayalım.

The Year One
İçinde Jack Black varsa izlenir görüşü bu filmle de devam ediyor.filmin imdb notuna bakmayın,bence gayet hoş bir film olmuş.başrollerini jack black ve michael cera(juno'dan hatırlayın) paylaştığı ve yönetmenliğini harold ramis yaptığı bu komedi filmi insanlığın en ilkel zamanlarından başlıyor.kabilesinde bi işe yaramayan ve herkes tarafından hor görülen zed,bir gün kabilenin en safı olan oh ile yasak meyveyi yer.düşübceleri değişen ve felsefi yanını keşfeden zed kendini seçilmiş kişi olarak belirler ve kabileden ayrılır.dünyanın sonu olarak bildikleri uçurumun sadece bir tepe olduğunu anlayan ikili,dünya tarihinde önemli olay olarak tarihe geçmiş olaylara tanıklık ederler vs vs vs... çok uzun yazmayalım ama ben sadece şunu da beğendiğimi söylemek istiyorum.kesinlikle tarihin en güzel komedi serilerinden biri olarak gördüğüm arrested development dizisinin oyuncuları burada da karşımıza çıkıyor.gerçekten iyi bir seçim çünkü bu adamların mimikleri ve komedi anlayışları çok iyi.bu filme de çok iyi katkı yapmışlar.başroldeki cera'da arrested development oyuncusuydu.neyse film izlenebilir bir komedi ancak orjinal sesi ile izleyin çünkü akıllıca espriler var,kaçırabilirsiniz.

Hunger
uzun zamandır beni bu kadar etkileyen bir film olmadı.daha doğrusu şöyle söyleyeyim beni etkileyen film değil aktörün kendisi.yoksa beni en çok etkileyen film into the wild'dır.tek geçerim!başrol oyuncusu Michael Fassbender ve yönetmen koltuğunda steve mcqueen...IRA ile ilişkilendirilmiş bu filmde, Bobby Sands’in insanlık dışı muamelelere maruz kalışı sert bir dille ele alınıyor.tabii bu filmden zevk almak ve anlamak için 1980 ingilteresini bilmek lazım.çok sert bir dille o dönemi anlatıyor film.mahkumların battaniye ve yıkanmama eylemleriyle ilerleyen direnişleri, altı hafta süren açlık grevi ile doruğa çıkıyor. hayatı mücadele ile geçmiş Sands’ın kendi vücudunu yaşamının son savaş alanı olarak addedmesiyle yaşanan dramatik süreç muazzam bir etkileyicilikle gözler önüne seriliyor.kesinlikle micheal fassbender'e dünyadaki bütün en iyi erkek oyuncu ödülü verilmeli.role kendini kilitlemiş ve tamamen bobby sands'i yaşamış.şiddetle tavsiye edilir ama sıkılma potansiyeliniz de çok yüksek.

The Jacket
bu filmi uzun zamandır izlemek istiyordum ve izlenecek film listemde de vardı ama geçen gün arkadaşın laptopunu ödünç aldım ve bu filmi orada görünce hemen izleyeyim dedim.piyango oldu yani bi bakıma.neyse efendim filme dönelim artık.başrolde adrian brody ve keira knightley oynuo ki ben o kızı hiç sevmem.nedendir bilinmez bana kıl italyan erkekleri hatırlatıo?!film çok karışık ve çoğu kişinin büyük ihtimal ile saçma bulacağı bir film ama biz ne filmler izledik di mi adostlar?bu film bizi yıkar mı?zaten filmi izlerken sonu olmayacakmış gibi gelio ama bu filmin aynı tarzdaki filmlere karşı avantajı sonu olması.fakat sonu iyi bağlanamamış ve doğa üstü bi olay olarak kalmış.filmin çekimi ve senaryosu oldukça iyi.oyuncu kadrosu ve hikayenin derinliği zaten sizi hemen filmin içine alıyor.neyse efendim kısa kısa demiştik film özetlerine.izleyin,izletin...

Terminator Salvation
daha baştan söyleyeyim.olmamış yani gerçekten olmamış.aksiyon çok iyi,oyuncular zaten bomba(kıristiyan beyl var daha ne olsun lan) ama o eski terminator havası nerede?hani o bab-ı ali zamanlarında olan hep bizi takip eden terminatorlerin hiç bizi bırakmayışları ve bizim gerilmemiz.yönetmen koltuğunda McG(kim lan bu?) oturuyor ve başrollerde christian bale-sam worthington oynuyor.konusu da gidin sinemalar.com yada beyazperdeden okuyun,beni yazdırmayın burada.kısaca şunu söylemek istiyorum,çok iyi bir aksiyon filmi olmuş ama kötü bir terminatör filmi olmuş.

6 Eylül 2009 Pazar

25’th Hour(2002)


“A Spike Lee Joint” yazısıyla açılıyordu film. Zaten başından iyi bir film olduğu ya da bir eser olduğu anlaşılıyordu. Bunun da verdiği bir heyecanla izledik filmi.Benim 2. izleyişimdi filmi ama ilk izlediğimde o kadar çözememiştim filmi.İlk izlediğim zaman 6 sene önceydi insaf edin biraz!Neyse efendim başında da yazdığım gibi ‘25’th Hour’ bir Spike Lee filmi.Başrollerinde hepimizin yakından tanıdığı Edward Norton,Capote filmi ile Oscar kazanmış Philip Seymour Hoffman ve dizilerden de aşina olduğumuz Billy Pepper oynuyor.
Peki en baştan başlayalım Spike Lee kimdir? Hala bunu bilmeyen densizler varsa hemen cevaplıyorum. Son zamanlarda çektiği en popüler film ‘Inside Man’.Denzel Washington, Clive Owen ve Jodie Foster’ın başolu paylaştığı 2006 yapımı film. Peki başka bilinen filmleri yok mu Spike Lee’nin?He Got Game,Do The Right Thing,Malcolm X,Clockers,Jungle Fever…Gerçekten övgüyü hak eden bir yönetmen.Çoğu zaman filmlerinde ırkçılık temasını işleyen yada New York’un sokaklarını kendine konu edinen ünlü yönetmen için bu film bir milattır.25’th Hour tamamen bildiğimiz Spike Lee filmlerinin dışında.
Filmin konusu şöyle: Eski bir uyuşturucu satıcısı olan Montgomery Brogan hayatında yeni bir sayfa açmak ister. Sevgilisi ile yaşamakta olan Monty’nin evini bir gün polisler basar. Bol miktarda uyuşturucu ve para bulurlar. Monty tam 24 saat sonra hapishaneye atılacaktır. Monty ise onu kimin ispiyonladığını bulmaya çalışır. Bu arada en iyi 3 arkadaşıyla ve sevgilisiyle son saatlerini iyi geçirmeye çalışır.
Bir adamın korkularını en saf haliyle görüyorsunuz bu filmde. Edward Norton’u ayrı bir öpmek istiyorum. Alnından, arkadaşlar lütfen! Mükemmel bir oyunculuk çıkarmış yine. Bu adam yüzünden köpeğim olursa ismini Doyle koyabilirim! Bir de aynada kendi kendine millete sövdüğü sahne yok mu? İşte o sahnede oyunculuğun kitabı yazılmış diyebilirim!
Film o kadar doğal ki eleştirecek bir sürü konu buluyor kendine. Ayrıca da bize eleştirecek bir sürü konu veriyor. İnsan duygularını, iniş çıkışlı hayatları, hayatta nefret ettiğimiz kişileri, sevdiğimiz kişileri ve bu insanların aslında nasıl insanlar olduğunu düşünmemizi sağlıyor. Film tamamen insan doğası ile ilgili harika bir başyapıt. Ayrıca filmin mekânları ve müzikleri ayrı bir güzel, bunları atlamak olmaz.
Sonuç olarak Spike Lee ve Edward Norton’u aynı filmde bulduysanız, kaçırdığınıza pişman olursunuz!

12 Haziran 2009 Cuma

Fullmetal Alchemist-Sen Hala İzlemedin Mi?






"Humankind cannot gain anything without first giving something in return. To obtain, something of equal value must be lost. That is Alchemy's first law of Equivalent Exchange. In those days, we really believed that to be the world's one, and only, truth."-Alphonse Elric
(İnsan ırkı birşey elde etmek için ona eşit değerde başka birşey sunmalı.Bu simyanın eşit takas ilkesidir.Daha çocukken bunun dünyanın bir ve tek gerçeği olduğuna inanırdık.)



Çoğu zaman "Simya" lafını duyarız ama ne olduğunu hiçbir zaman bilmeyiz.Kimya gibi bişeydir herhalde deyip kestirir atarız.Simyacı diye bi kitap vardı,oradan da bi bağlantı yapiim dedim.Simya,bir maddeyi anlamak,parçalamak ve ona eşit kütlede,hacimde(madde yapısının aynı kalması koşulu ile) yeniden düzenlemek.yani kırılmış bir vazoyu tekrar eski haline döndürmek gibi.Fakat bir sorun var.Eşit takas kuralı hiçbir zaman delinemez.Edward ve Alphonse Elric kardeşler küçükken kendilerini terkeden babalarının kitaplarından simyayı öğrenirler.Herşeyden çok sevdikler annelerini de kaybedince,simya ile annelerini tekrar dünyaya döndürmeye çalışırlar ancak "İnsan Dönüştürme" kesinlikle yasaklanmıştır ve bu tekniği kullanan herkes cezasını çekecektir.Edward simyayı yaparken,kolunu kaybeder ve kardeşinin vücudu "Büyük Kapı"ya doğru sürüklenir.Bunu son anda farkeden Ed ayağı karşılığında kardeşinin ruhunu bir zırha mühürler.Simya'da daha da ilerleyip vücutlarını tekrar eski haline dönüştürmek isteyen iki kardeş en sonunda,Eşit Takas kuralına gerek duymadan simya yaptırmaya yarayan "Filozof Taşı"nı aramaya koyulur.Fakat bu yol gerçekten çok engelli ve bi o kadar da sonu görünmeyen bir yoldur.





Anime izlerim,severim ve izlemeyenlerin çok şey kaçırdığına inanırım ama o kadar iyi anime izleyicisi olduğumu söyleyemem.Küçükken Captain Tsubasa,Naruto,Dragonball,Pokemon vs. izledik.Hepimiz izledik Tvlerden.Artık internetten neredeyse bütün animelerin bölümlerini izleyebilirsiniz.http://www.animefreak.com/,animethat.com,animeizle.net,http://www.cizgiport.com/ gibi sitelerden izleyebilirsiniz.Fullmetal Alchemist gerçekten uzun zamandır izlediğim en iyi anime.Kesinlikle tavsiye ediyorum.Şimdi sırada Death Note,Cowboy Bebop ve Ghost in Shell var.Hadi bakalım kolay gelsin banaaa:D(bu arada FMA'in son bölümü çok hoş,oraya kadar gelirseniz ne demek istediğimi anlarsınız:D)

11 Haziran 2009 Perşembe

Rapor-1




Öncelikle bayaadır yazı yazamadığım için üzgünüm ama bunun nedenini aşağıdaki yazımda anlattım.Şimdi bu son 2 ayda izleyip de aklıma takılanmn filmleri,dinleyip de dilime dolaşan albümleri sizlerle paylaşacağım...(bu geçen sürede o kadar çok film izledim ve müzik dinledim ki tabii arada unuttuğum albüm ve filmler olabilir,hatta bu yazdığım şeyleri bile önceden izlemiş ya da okumuş olabilirim...hatta ben bu yazıyı niye yazıyorum ki:D)

Öncelikle filmlerden başlayalım.İlk filmimiz IQ(1994).Başrollerini Meg Ryan ve Tim Robbins'in oynadığı film gerçekten çok eğlenceli ve bi an bile sıkılmadan izleyebileceğiniz romantik komedilerden.Film Albert Einstein'in yeğenine aşık olan bir otomobil tamircisinin,hayatının aşkını bulması ve onu kaybetmemek için elinden gelen herşeyi yapmasını anlatıyor ama Einstein'in yeğeni sadece zeki erkeklerden hoşlandığı için başlarına bayaa bi bela alıyorlar.Ayrıca bu filmde Albert Einstein rolündeki merhum Walter Matthau'yu da unutmayalım.

İkinci filmimiz Once(2006).Başrollerde Glen Hansard ve Marketa Irglova.Tam bir romantik film olan 'Once' anlatılmaz,yaşanır denilen türden bir film.Sokakta çaldığı şarkılarla para kazanmaya çalışan bir adamın karşısına bir gün bir kız çıkar ve...Şimdi harbiden ben bu filmin konusunu nasıl yazayım,izleyin görün beaa!!Film sanki bir müzikal gibi,çok güzel müzikler eşliğinde ilerliyor,o müzikler zaten sizin içinize işliyor ama işte yalnz izlenmiyor.Ben zaten bu romantik filmleri erkek erkeğe ya da yalnız izlenmesine kılım arkadaş.Böle insan izlerken çok büyük bir "ooofff ulan oooofff" çekiyor.Çekmiyo musun kardeşim!?Kızla izleyince öyle mi oluo ama...Hele zaten kız arkadaşı ile aksiyon filmine gidenlere buradan 5 Balçiçek Pamir gücünde uçan tekme atmak istiyorum.Bizim bi arkadaş,daha yeni kız arkadaş yapmış,4.buluşmaları.Mevsim bahar ve sinema...gerisini anla işte ama ne göreyim,salak eleman bu kızla "Saw" izlemeye gitmiş.Dedim ben senin taaaaaaa...neyse filme geri dönelim.Film çok hoş.Kesinlikle tavsiye ederim!

Son filmimiz ise IP Man(2008).Başrollerinde ise Donnie Yen ve Simon Yam oynuo(Onlar kim lan?).Neyse,ben Fearless'tan beri böyle bir uzak doğuı filmi izlediğimi hatırlamıorum.Senaryo gerçek bir hikayeden alınma.Senaryo,dövüşler,mekanlar,müzikler...Çinliler bu sefer yapmışlar hacı,diyecek bişe yok.Şimdi filmin konusunu yazarsam çok uzun olacak,en iyi siz izleyin gitsin:D

Albümlere geldi şimdi sıra...İlk olarak benim en sevdiğim grup olan Dream Theater'ın Black Clouds & Silver Linings adlı albümünü incelemeye geldi.Şimdi SC'tan sonra bizim gibi aklını DT ile bozmuş olan fan kitlesi,çok sağlam bir albüm bekliyordu çünkü SC gerçekten çok iyi bi albüm olmuştu(bence!).Haziranda çıkacağı söylenen yeni albüm için beklemeye başladık ve Lastfm'de duyduğum,albümün ilk iki parçası internete düşmüş konuşmalarından sonra zar zor buldum bu parçaları.dinledim ama ne göreyim(veya duyayım:D).o iki şarkı(özellikle nightmare to remember) çok patlaktı.Anlamsız ve saçma bağlanan sololar,sanki melodic metal yapıyomuş gibi bi iki gıtlama(bana da sormayın bende bilmiom ne anlama geldiini,birden kıçımdan çıkıverdi).Sonunda albüm elimize geçti ve gerçeği gördük.Diğer şarkılar daha iyi ve daha oturaklı ancak şarkılar gereksiz uzun olmuş.Aslında bu şarkılar çok iyi şarkılar ama biz DT bazında konuşuyoz yoksa ohoooo...Neyse konserine gidecez mecburen ama bu albüm olmamış Portnoy,adam gibi oturun,çalışın,olmadı bi de Miami yapın ama bi daha böyle karşıma gelmeyin.Şimdi dağılın hüleaaaaayyynn!!!!

İkinci albümümüz yukarıda yazdığım Once filminin soundtrack'i.Albümün ismi ise Once Soundtrack("yemekten Once,aç karnına" olacak hali yoktu:D).Müziklerin ne kadar iyi olduğunu size söylemiştim zaten önce ama yine de bu albümü dinlemeniz lazım.Akustik gitar ve piano'nun neler yapabildiğine birde siz şahit olun.

Üçüncü albüm ise bayaadır dinlemediğim ama her dinlediğimde daha bi zevk aldığım Porcupine Tree'nin In Absentia albümü.Bu albüm PT'nin en iyi albümleri arasında yer alır ve şarkıları o kadar hoştur ki,bi yandan hüzünlenir,bi yandan yerinizde duramazsnz.Çok sağlam bi albüm olduğu aşikar ama eski bi albüm.Muhakkak dinleyeniniz vardır.Şimdi benim vesilemle bi daha dinlersiniz artıkın!

Dördüncü ve son albüm PT'nin kilit üyelerinden Steve Wilson ve İsrailli Pop müzik sanatçısı Aviv Geffen tarafından kurulmuş olan Blackfield adlı grubun Blackfield adlı albümü.Uzun zamandan beri dinlediğim en sağlam albümlerden biri olduğunu söyleyebilirim.Zaten bu Steve neye elini atsa güzel şeyler ortaya çıkarıyor.Küçükken de böyleydi bu,çok fırlamaydı.Az dayaaamı yemedi velet.Neyse efendim bu albüm de bir prog-rock albümü.Tavsiye edilir!

Bir raporun sonuna böylece gelmiş bulunuyoruz.Tabii burada çok film ve müzik var.Belki bunlardan daha iyilerini izlemiş yada dinlemişimdir ama hatırlamıyorum.Onları diğer raporlarımda sunarım umarım.Adios Amigos!

22 Şubat 2009 Pazar

Jamal'ım Jamal'ım aslan Jamal'ım...


'Geçenlerde bi film izledim ve beni çok etkiledi' klişesi ile girmek istemezdm ama artık girmiş bulundum.slumdog millionaire filminden bahsediom tabii ki!!Danny Boyle'ın yeni filmi çook hoş olmuş yaw,uzun zamandır beni böyle etkileyen bi film olmamıştı.film tam anlamıyla süper,özgün senaryosu olsun,oyuncular olsun,soundtrack olsun herşey mükemmel olmuş.Ben zaten Trainspotting ve 28 Days Later manyağı olduumdan dolayı filmi izlemeden 1-0 öndeydi film ama bu avantaja hiç gerek yokmuş.Kesinlikle izleyin,izlemeyen arkadaşları taşla sopayla kovalacaaazzz yoksam!!Bi Jamal olamadık la hiçbirimiz beaa!!!

1 Şubat 2009 Pazar

Everything Is Illuminated


Başrollerini Eugene Hütz(Gogol Bordello'nun vokalisti) ve Elijah Wood'un paylaştığı Everything is İlluminated 2005 yapımı.Yönetmen ise filmlerden tanıdığımız Liev Schreiber.Film Jonathan Safran Foer'in romanından uyarlanma ve konusu şöyle;Ukrayna'daki Trachimbrod bölgesine gitmek isteyen bir Amerikalının ve ona rehberlik eden Alex,büyükbabası ve köpeğinin başından geçenleri anlatıyor.Filmin müziklerini Gogol Bordello ve Devotchka ortak yapmıştır.Devotchka'nın "How It Ends" şarkısı fragmanda kullanılmış ve birkaç ödüle layık görülmüşlerdir.Aynı grup ayrıca "Little Miss Sunshine" filminin soundtracklarini hazırlamış ve Grammy ödüllerinde "En iyi Soundtrack" kategorisinde adaylığa bile hak kazanmışlardır.Filmin ilk yarısı gerçekten komik fakat ikinci yarısı hüzünlü ve trajik.Yönetmenin ilk ve tek filmi olsada gerçekten çok iyi bir iş çıkarmış.Kullandıkları bölgeler gerçekten çok güzel,ucu bucağı olmayan arazileri çok iyi kullanmış.Film çok eğlenceli,çok seri ve hoş ilerliyor.Hiç sıkmıyor ancak sonlara doğru biraz dikkatli izlemeniz gerekiyor çünkü ne olduğunu film açıklamıyor,sizden anlamınızı bekliyor.Bu filmde Eugene Hütz'ün oyunculuğuna ayrı bir sayfa açmamız lazım.Gerçekten çok iyi oynamış,kendinden hiç beklenmediği kadar iyi oynamış.Filmi herkesin izlemesi gerekir,tamamen tavsiye edilir.Filmde 2.Dünya Savaşında Yahudilere yapılan zulmün tekrar konu edilmiş olduğunu söylemeyi unutmayalım. 8/10