Pages

Tırnağını Bile Doğru Düzgün Kesemeyen Adamın Maceraları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tırnağını Bile Doğru Düzgün Kesemeyen Adamın Maceraları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ekim 2011 Pazar

tırnağınıbiledoğrudüzgünkesemeyenadam-Kül

Önce şunu aç.

http://soundcloud.com/lucifersam-1/mazzy-star-into-dust

şimdi gözlerini kapa.nefes alışverişin önce sesli olsun.gittikçe sesini düşür soluğunun.sanki almıyormuşçasına.artık nefesini bile duymuyorsun.odan sessiz.dışarıdan gelen konuşma ya da televizyon seslerinden başka ses yok kulaklarında.kendini o kadar hafif hissediyorsun ki sanki altında yatak yokmuş gibi.uçuyorsun sanki.tüy misali.

artık hazırsın.şimdi aklına çocukluğunu getir.böyle parça parça anılar olsun.kendini izle.salıncağa çıkmaya çalışırken, ortalıkta koşup oynarken, topa vururken, resim çizerken, kolluklarla yüzmeye çalışırken, bir böceği görüp seke seke annenin yanına kaçarken, bir sürü bir sürü çikolata ve şeker yiyip karnını ağrıtırken, babanın sana kızdıktan sonra bir kenara çekilip ağlarken, okuldakini ilk günü hatırla, ne kadar korkarsan kork annen yanındaysa başka birşeye ihtiyacın olmadığını hatırla, ağlamanın ne kadar dokunulmaz ve güçlü olduğunu hatırla, başparmağının bu kadar lezzetli olamayacağını hatırla, ilk aşkını hatırla, sevgiyi en saf haliye gördüğünü ve gösterdiğini hatırla, peki karanlıktan annenin kucağına gelirken ki anı hatırlıyor musun? hiçbir gözün bakmaya dayanamadığı ışığı ve annenin kollarındaki yumuşaklığı ki hiçbir yastığın vermediği yumuşaklığı, popona yediğin şaplağı, yürümenin sıkıcı olduğunu ve kucağın harika olduğunu ve aklına gelen bütün iyi ve kötü çocukluk hatıralarını gözünün önüne getir.yüzünde bir gülümseme oluşmasından çekinme ya da gözünde bir gözyaşı...

şimdi de ergenliğini getir aklına.liseye başladığın zamanları.yüzündeki o sivilceleri, çelimsiz vücudunu, arkadaşlarınla yaptığın maçları, ilk sevgilini belkide ya da ilk ciddi düşündüğün kız arkadaşını, paranın değerini, her fikrine karşı olan ile bağırıp çağırarak konuşmanı, topluca derslerden kaçıp bir yerlere gittiğini, ilk öpüşmeni belki de ilk sevişmeni, annen ve baban ile olan kavgalarını, öss'yi, öss'ye kasışını, deliler gibi çalıştığını, müdür yardımcısının odasına gidip azar yemeni, karnende ilk defa '1' görmeyi, felsefe yapmayı öğrendiğini, ilk içki içtiğin günü, egonun yeni yeni oturduğunu, havalı olmaya başladığını ya da pek bilinmeyen ama çok değerli bir insan olduğunu, televizyonda izlediğin mezuniyetlerin gerçek olduğunu ama dımdızlak gittiğini ya da hiç gidemediğini ve bütün iyi ve kötü ergenlik hatıralarını gözünün önüne getir.yüzünde bir gülümseme oluşmasından çekinme ya da gözünde bir gözyaşı...

şimdi de üniversite hayatını düşün.hiç bilmediğin ya da duymadığın bir şehire geldin ya da hep olduğun yerdesin, çok istediğin bir bölümde olduğunu hatırla ya da puan kurbanı olduğunu, bir sürü insan olduğunu, her çeşit insan olduğunu, her türlü ortama girdiğini hatırla, yurttaki ilk gününü hatırla, yurttaki son gününü hatırla, ilk eve çıkışını ve ilk defa kendi isteğinle döşediğin evini ve odanı hatırla, her ay maaş alıyormuş gibi aldığın harçlık ve bursları hatırla ve onları ne pahasına olursa olsun 1 ayda tüketmeye çalıştığını hatırla, ilk sevgilini belkide ya da ilk ciddi düşündüğün kız arkadaşını hatırla, ilk öpüşmeni belki de ilk sevişmeni, ilk gönül koyuşunu ya da ilk aldatılışını, ilk kullanışını ya da ilk kullanılışını, internetten alışveriş yaptığını hatırla, orjinal şeyler alarak marjinal olmaya çalıştığını, dış görünüşe önem vermediğini ama karakterinin taş gibi sağlam olduğunu hatırla ya da iki yüzlü olduğunu ve bukalemun olduğunu hatırla, sınavlara girip çıkmaktan artık yorulduğun günleri hatırla, sevgilinden ayrıldın diye günlerce veya aylarca içtiğini hatırla, eğer sevgilin uzaktaysa onun için gittiğin binlerce kilometreyi hatırla, ona karşı hep düşünceli olduğunu hatırla, eski sevgilisi ne kadar da adamlığın dışına çıkıp erkekliğin değerini bilmeden sevdiğini rahatsız etse de senin o çocuğu anladığını ve onu savunduğun günleri hatırla fakat yine o çocuğun insanlığa sığmadan pusuda bekleyip sevdiğini götürdüğü o günü hatırla, unutma sakın dışarıdakile göstermediğin gözyaşlarını, unutma sakın her büyük mutluluğunu arkadaşlarınla paylaştığın anlarını, hatırlasana hocadan not dilendiğin anları, hocanın sana küçümseyerek baktığını hatırla, herşeyin toz pembe olmadığını, madalyonun iki yüzünün de olduğunu hatırla, fatura diye birşey olduğunu hatırla ve bunun ödenmesi gerektiğini hatırla, popüler olduğunu unuttun mu ya da kendini birilerine ispat etmeye çalıştığını ve bütün iyi ve kötü üniversite hatıralarını gözünün önüne getir.yüzünde bir gülümseme oluşmasından çekinme ya da gözünde bir gözyaşı...

buraya kadar yazdıklarımın bazılarını bende yaşadım.bazılarını geç bazılarını erken.buradan sonrasını ne kadar yazsam içten olur, ne kadar yazsam gerçeği yansıtır bilmem.

bütün bunları düşündükten sonra gözlerini aç ve etrafına bak.düşündüğün şeylerin soyut ama etrafındakilerin somut olduğunu görüyorsun değil mi? sanki yılları bir anda yaşamışsın gibi.belki benim gibi farkındasındır.herkes teker teker gidiyor.tutamıyorsun.korkuyorsun.bir yere, bir insana alışıyorsun fakat gidiyor.ne kadar korkutucu olduğunu farkettin mi benim gibi? zerre gibi gözünün önündekiler.gözünün göremedikleri ise bir dünya.

bir gün hepsi gidecek.bunu durduramayacaksın.sözünü tek geçiremediğin zaman olacak.hepsi kül olup gidecek.elinden birşey gelmeyecek çünkü sen umutsun, sen yeniden başlamak zorunda olansın, sen insansın.son'a kadar...

P.S: Bu yazımı blogumu tek takip eden ve istikarlı olarak yazılarımı okuyan i* arkadaşıma ithafen yazdım.tek okuruma saygılar...

2 Ekim 2011 Pazar

Tırnağını Bile Doğru Düzgün Kesemeyen Adam - Öz


Yine bir dost meclisindeyim. Herkes birbiri ile muhabbet halinde. Yanımdaki seslenir ona bakarım, diğer yanımdaki bekler beni, sonra ona dönerim. Konuştukça dertleniriz. Konuştukça tokuştururuz kadehleri. Vücutlarımız, bedenlerimiz görür işte o an meyleri. Orada olanlar da tanıdık insanlar. Senin benim gibi. Çok abartmaya gerek yok, isim yapmışlar zaten. Burada ben bahsetsem ne olur.

Birbirinin halini hatırını çok sorar bu ahali birbirine. Birbirlerini hep görmezler ki. Böyle günler çok azdır takvimde. İşaretlesen de bir sorun çıkar ya hani yapamazsın, edemezsin, gidemezsin. Meyin tadı damaktadır, lafın hoşu kulaktadır. Bitmez bu delilerin dil oyunu. Vakit ilerledikçe kalpler alevlenir, közleri dile düşer. Çıkar sesler, sözler çıkar da çıkar. Üfler neyini neyzen. Ne güzeldir onun sesi. Ne geçirir kendimizden bizi. Hepimiz dertliyiz, hepimizin kaybettiği çok şey var. Dokunsan ağlayacağız, dokunsan parçalanacağız, dokunsan aslında var olmadığımızı anlayacaksın. Dokunduğunda bir şey hissetmeyeceksin. Sigara dumanı gibiyiz. Görüntüde çok var bizden ama bir üflesen dağılırız biz. Çok sevilirsek zehirleriz. Çok kokuturuz(severiz) ama bir karanfil yeter bizi bitirmeye. Hepimizin bir bekleyişteyiz. Bir işleyişteyiz. Bir süreçteyiz. Hepimiz kaybettiğimizi arıyoruz aslında. Bunu sorma cüreti var bizde, birbirimize. Bitmeyen meyler bitmeye yaklaştığında bekleyişlerimizin ne olduğu konusunda hasbıhala başladık. Herkes bir ağızdan sordu birimize…

“Ey Mevlana söyle bize, nedir bu beklediğin, nedir isteğin?”

“Benim sadece parende’mi beklerim yiğitler, şems-i tebriz-i’yi isterim. Dileğimdir o benim, bu gözlerden akan tek gözyaşıdır o.”

“Ey Ömer söyle bize azizim, nedir bu beklediğin, nedir isteğin?”

“Canlarımı, dostlarımı beklerim en çok. Ayrıldım onlardan. Beklerim Hassan’ı, Nizam’ı.”

“Ey Mustafa söyle bize azizim, nedir bu beklediğin, nedir isteğin?”

“Yıllarımı verdiğim ülkemin bana karşılığını beklerim, ülkemin doğru olmasını isterim. Milletimi dilerim.”

“Ey İblis söyle bize azizim, nedir bu beklediğin, nedir isteğin?”

“Sizde olan ama bende olmayan şeyi beklerim ben, aşk yoktur bende, inanç yoktur bende.”

“Ey Napolyon söyle bize azizim, nedir bu beklediğin, nedir isteğin?”

“Aklım fikrim paradır benim. Beklediğim de istediğim de kağıttır benim.”

“Ey Muhammed söyle bize azizim, nedir bu beklediğin, nedir istediğin?”

“Yaradanın beni yanına almasıdır benim vaktim, zamanım. Sizlere layık olmak, varlığımın özünü, ab-ı hayatımı O’na vermektir tek dileğim.”

“Ey Fatih söyle bize azizim, nedir bu beklediğin, nedir istediğin?”

“İsmim gibi olayım, atımın nefesi dünyanın dört bir tarafında hissedilsin. Osmanlı ismi herkesin diline bir koku gibi sinsin. Uçsuz bucaksız bir imparatorluğun başına geçeyim, hakkını gani gani vereyim ama önce İstanbul’u, gülümü alayım.Soldurmayayım.”

“Ey Galileo söyle bize azizim, nedir bu beklediğin, nedir istediğin?”

“O mahkemede bana inansaydılar. Ölüme göndermeselerdi ya beni. Döndüğünü söylediğimde yerin, göğün, denizlerin inansalardı ya bana.”

“Ey Musa söyle bize azizim, nedir bu beklediğin, nedir istediğin?”

“Anlayıştı beklediğim. Kardeşimin bana sırtını dönmemesiydi isteğim. Ona baktığımda kardeşimi gördüğümü, Firavun’u görmediğimi anlasın isterdim.”

“Ey Alem berduşu söyle bize azizim, nedir bu beklediğin, nedir istediğin?”

“Çölün kumları deniz olsun yüzeyim, elimdeki su şarap olsun içeyim, kaybettiğimi bulayım gönlüm şenlensin, gündüz gece olsun ay yüzünü göstersin, gece gündüz olsun ışığı ile doğsun güneş, seveyim sevileyim de insan olduğumu hatırlayayım. Bir berduş olsam da kalbimin attığını bileyim.”

“Ey Ferhat söyle bize azizim, nedir bu beklediğin, nedir istediğin?”

“Sevdiğimi, yârimi beklerim. Ben kendimi onunla bilirim. Onun gül yüzünü bir kez daha görmektir ümidim.”

Ahalinin sorusunu sormadığı bir ben kalmıştım. Gerçekten neydi beklediğim, neydi isteğim? Hepsi bana dönmüştü. Hep bir ağızdan sordular.

“Ey Evlat peki sen söyle bize, nedir bu beklediğin, nedir istediğin?”

“Ben sadece meleğimi beklerim. kaybettiğim odur, dileğim de odur.”

27 Nisan 2010 Salı

Tırnağını Bile Doğru Düzgün Kesemeyen Adamın Maceraları 7-(Teşekkür!)


Bu yazı dizisinin sonu gelmiş bulunuyorum galiba. Bu son yazım sana teşekkür maksadında çünkü sen benim hayatımda çok büyük yer ettin. bak aşağıda bunu özetliyorum. bak bak…

Sana teşekkür ediyorum çünkü senden ayrılmam gerektiğini anladığımda ve ayrıldığımda bana metanetli cevaplar vermediğin için. sana teşekkür ediyorum istikrarsız olduğun için. sana teşekkür ediyorum çünkü beni zor zamanlarımda yalnız bıraktığın için. Sana teşekkür ediyorum çoğu kız gibi hep ‘ben’ dediğin için. Teşekkür ediyorum çünkü ‘çok kilo aldım lan ben!’ dediğimde bana ‘en sevdiğim yerin göbeğin’ dedin. Bu teşekkürleri biraz açalım ama değil mi?


İleride yine mesajda smile göndermedi diye kavga edeceksin sevgilinle, yine msn’den sevgini bana göstermiyorsun diye ölümüne suçlayacaksın onu ama o benim kadar sakin olmayacak çünkü o seninle ciddi düşünmeyecek. Hele de artık bir çiçek gibi açılımışken… Sanki bu menstruasyon dönemi gibi ya. Her 10 günde bir saçma sapan bir konudan dolayı kavga başlatırdın. Hep doğrusunu gösterirdim ve sonra özür dilerdin ama sonraki 10 gün içinde aynı bokun mavisini getirirdin karşıma. Gerçekten 5 yaşındaki çocuğa 2 dakikada anlatıp onun bile çözüm üreteceği konuları sen hep sorun olarak getirdin. 3 musluklu havuz problemlerini DSİ’nin yarattığı polemikler olduğunu savunsam da senin bu saçmalıklarını savunamıyorum

Şu ana kadar seninle birlikte 5 tane komiteye girdim ama sen 3 tanesinde benimle küstün. Sınavı mı düşüneyim yoksa seni mi belli değildi. hepsinin sonunda hatanı anladın ve özür diledin. Hatalarında hep aynıydı, söz verdin yapmayacağına ama tutmadın. O komitelerde ağzıma s.çan en büyük nedenlerden biri hep sen oldun. Hea bu arada sensiz uzun zamandan sonra bir komiteye girdim. 69 gelio galiba. Güzel lan bu not hele nöro komitesi için.

Seni affetmediğim ve hiç affetmeyeceğim iki olay var. Birincisi yurtla ilgili disiplin sorunları çekerken aynı zamanda komitem varken ve aynı zamanda yurttan çıkarken ve aynı zamanda ev aramak için kıçımdan solurken ve aynı zamanda bunları bitirip eve çıkarken beni yalnız bırakman. Yine saçma sapan bir nedenden dolayı yine beni yalnız bıraktın ve arayıp sormadın. Elalemin sevgilileri hiç zorunda olmamasına rağmen gelip evi temizledi ve her gün gelip bize yemek yaptı ama sen bir hayırlı olsun mesajı atmadın. sonunda yine sen özür diledin, yine çok hatalıydın, yine istemeyerek olmuştu, yine o an kendinde değildin, yine annenle baban kavga ediyordu, yine kardeşin seni rahat bırakmıyordu vs vs…

Bu olaydan sonra zaten ilişki bitmişti. seni kafamda silmiştim 5 mart günü sen artık yoktun benim için. arkadaşlarım çok uğraştı geriye dönmem için çünkü seni onlar çok seviyordu. seni hiç görmediler ve seni hiç tanımıyorlar. sadece benim anlatmamla biliyorlar. demek ki ben seni o kadar iyi anlatmışım ki bazen beni sana layık görmüyorlardı fakat ben şimdi senin en yakın arkadaşını arasam alacağım tepki beni bir freddie yapar. Büyük ihtimal öyle bir anlatmışsındır ki bütün suç bende falan da filan da. Korkuyorum onu aramaya, beni polise ihbar etmiştir falan o eski fbi filmlerindeki gibi yerimi bulup beni yakalarlar zannediyorum( bu fbi yer bulma olayını aklıma getirdiğimde ilk gözüme gelen film de mel gibson’ın ransom(fidye) filmidir hea). Sen öss’ye gireceksin diye bunu sana söylemedim ve sabretmeye başladım. Onurumu ayaklar altına alarak hiçbir zaman kabul etmeyeceğim şeyleri göz ardı ettm. sırf sen üzülme ve emeklerin boşa gitmesin diye çünkü biliyordum beni ne kadar çok sevdiğini ve bunun seni paramparça edeceğini. Tıpkı ayrıldıktan sonra mesajında yazdığın gibi… Ne dediysen kabul ettim. Ne suçladıysan özür diledim. Hatta adana’ya geldiğimde düzelmeye başlamıştım ve ondan sonrası gerçekti fakat sen yine bahane ve kavga doğurmaya devam ettin. Hele sen bazen biz kavga ettiğimizde arkadaşlarına o an bizim kavgamızı anlatırken yanlışlıkla o mesajları bana göndermen var ya... Bunları göremedin çünkü gözünün önünde koskocaman bir burnun var. Sen fedakarlığın, hoşgörünün, empatinin suç olduğu bir dünyada yaşıyorsun, sen o dünyanın kraliçesisin ve ben sadece idam edilen bir mahkum…

Bak benim hatam yok değil, tabii ki var. Mesela hep şundan yakındın: ‘bana gittiğin yerleri mesajla bildirmiyorsun!’. Ulan ben hücre yayın mesajı mıyım? Ama biz ne dedik hiç uzatmadan tamam dedik ve her gittiğim yeri yazdım sana. Sçmaya giderken yazmamam gerektiğini ben ahlaki bir hareket olarak nitelendiririm ama sen bencillik olarak yüzüme vurdun. O mekan ile benim aramda olan bişe. Ben orada günah çıkarıyorum sanane! Bana hayatımda en fazla mesaj atan varlık turkcelldir. O da hep bilgi mesajı atıyordu. Ben ayda 83 milyon telefon faturası ödüyorum senin için. 1500 dakika kamu 59 tl ve 1000 sms her yöne 24 tl. hiçbir günden bir güne bana minnettar oldun mu bu yüzden?! Benim ailem zengin falan değil. Tamam eskiden harbiden de durumumuz süperdi ama şimdi 83 milyon faturayı hangi öğrenci ödüyor bi sor bakiiim. Başka hatalarımda yok değil. Zaten bana koyan en büyük hatam seni düşünmekmiş. Her birlikte yapacağımız şeyi ilk önce sana sorardım çünkü seninle olmak bana keyif veriyordu. Gittiğimiz ortamlar veya başka şeyler değil. Ne sorduysan cevabım hep ‘sen nasıl istersen oldu’ ama sen beni hep düşüncesizlikle suçladın. Seni hiç zora sokmak istemedim, fedakarlıkları hep ben yaptım. kıçı kırık bir dershane sınavını benim enfeksiyon sınavımdan önemli görüp sana hiç moral mesajı atmıyorum diye benimle 4 gün konuşmadın ya… Hay neisseria gonorrhoeae familyasından olan insan…

Hele bir de bana ayrılma sonrasında şu söylediğin sözler yok mu? : ’metin ol onur, sen güçlü insansın…’. Bu ne lan? Senden ayrılan ben değil miyim? Tamam metanetimin avagadro sayısı kadar olduğunu söyleyemem fakat bu nasıl bir gelin güvey ve iç-güveysi olmaktır bre hatun!

Neyse aslında bunlar bu yazıyı okuyanlara çok tanıdık gelecek. Bazılarınıza da birer ipucu olacak. Arkadaşlar siz siz olun hep fedakarlık yapmayın, hep karşıyı düşünmeyin, hep iyilik istemeyin, hep konuşun, kız arkadaşınızın aylık özel günlerini takvimden işaretleyin ve sakın o günler ona yaklaşmayın, hatta onu tanımıyormuş gibi yapın, bencil olun, ne görüyorsanız siz de onun yarısını gösterin, sakın para ödemeyin o ödesin… bunları ben hayatta yapmam ama bunları yapmadığım için bana suçlu olduğumu dolaylı yollarla söyleyen sensin. Asıl önemli olan ben bu saçma sapan şeylere nasıl karşılık verdim ve bunlar nasıl yok sayıldı. Sen bunları anlamazsın çünkü sen ilkleri bende yaşadın. Tek ciddi ilişkinden benim yüzümden ayrıldın. Benden çok hoşlandığını söyledin bana ve çocuktan ayrılmak için bir boş hareketini bekledin, bahane aradın. Acaba bende de mi öyle oldu bilmiyorum, zaten pek de umursamıyorum.

Eyjafjallajokull patlak verdiği gün senden ayrıldım galiba, yanlış hatırlamıyorsam. sen beni seni terk etmekle suçladın. Ben sadece yanan bir yemeğin altını kapattım(Bu da çok basit bir örnek oldu sanki). Bana çok kızgın olduğunu biliorum ve o gün senden ayrıldığım için bana ‘kafana eyjafjallajokull kadar taş düşsün’ tarzında beddualar etmiş olabilirsin seni suçlamıyorum ama gerçekten katlanacak halim kalmamıştı. Senin için onurumu ayaklar altına alıp seni üzmemek için neler yaptığımı bir yukarıdaki biliyor. Sen bile bilmiyorsun. Sen bile o büyüklüğü anlamadın. Yakın arkadaşlarım bile beni bu yüzden tebrik edip madalya verdiler ama sen bana olimpiyatlara alınmayan Oscar Pistorius muamelesi yaptın.
Çok üzüldüğüm şeylerden biri de Nil’i görememiş olman. Onu görmek çok istiyordun biliyorum ama eğer bu katır inadını bir tarafa atıp çocukluğu bırakırsan belki görebilirsin.

Bu yazıyı bir intikam yada nefret yazısı olarak görme. Bu yazı tamamen içime attığım ve sana karşı sessiz kaldığım durumların izahı. Acaba neden sessiz kaldım? gerçi sen bunun bile cevabını bilemezsin ama neyse...

Şu an bu yazıyı yazarken yüzük parmağımda, winnie ponyo ile birlikte yatağımda, anakin-darth vader posterim çerçeveli ve arkamda, bana yazdığın sevgi notları panomda, kolyen takılı, şapkan çekmecede, kapişonlu sweat üstümde… ben her şeyi bir çırpıda silen bir insan değilim. Seninle geçirdiğim 1 dakikanın bile değerini bilirim ve bu yüzden seninle hala arkadaş olmak istedim. Tamam çok klasik bir olay ama bak nedeni var. Tamam bu ilişkiyi ben bitirdim ve birden bitirdim. Bu terk etmek gibi gözükebilir ama zaten ölüydük. Ben gömdüm bizi sadece. Ben buna rağmen seni aradım, mesaj çektim. Sadece senin için. Senin üzüldüğünü biliyordum ve arkadaş olmamıza inanıyordum çünkü bir ilişkiyi başaramadık ama biz en önce arkadaştık hatta iyi arkadaş. Bunu sana yeni ayrılmış sevgilin olarak değil, ilkokul arkadaşın ve bir zamanlar en yakın arkadaşın olarak söylemiştim. Bu sefer doğru kararı vermeni düşünüyordum ama sen bir garip yaklaştın bu konuya. Zaten ayrılmadan önce ve ondan sonra bir değişmiştin. Neyse artık önemli değil. Sen sınavını ver de o emekler boşa gitmesin… benim gönlüm o zaman rahat olur. Bu yazının ana düşüncesi değer bilmek. Sen değer bilemedin. Sen sevdin ama bir insan sadece severek bir yere varamaz. Sana değer bilmeyi öğrettim ama bunu bir benim üzerimde deneyemedin.
Kapanış olarak bu yazı dizisi tamamen benim kafamda kurduğum bir kahramanı anlatıyordu. Sonra daha da bana döndü çünkü bu yazı dizisi benim kaçış noktamdı. Senin yüzünden başımdan geçen her şeyi ve düşündüğüm her detayı buraya yazdım ve artık bitti...

Teşekkür ediyorum bu 7 ay için!

Playlist: 1) Kargo-Kalamış Parkı(Aşk bomboş bir park gibi şimdi…)

15 Nisan 2010 Perşembe

Tırnağını Bile Doğru Düzgün Kesemeyen Adamın Maceraları-6 (Kepenk)


bu yazı dizisini bir süreliğine donduracağım çünkü insanlarda çok değişik bakış açıları ortaya çıktı.tabii ki bana karşı.bu eleman benden yola çıkarak yaratılmış bir karakter dedim ama insanlar tamamen benimle ilgili olduğunu düşündüler.insanları mikiiim diyemeyeceğim çünkü bende insanım.onları mikiim diyemeyeceğim çünkü onlara ihtiyacım var.onları mikiim diyemeyeceğim yalnızlık bi yere kadar mutluluk getirir ve yalnızlık yalnızca Allah'a mahsustur vs vs vs....

Neyse efendim bir senede 9 tane sınav haftası geçirmek her yiğidin harcı değil ama yapacak bişe yok.bu benim sekizinci(8.) olacak :) tabii son sınavda millete göre kötü olunca küçük bir üzüntü oluyor.pek birşey farkettirmedi bu puan bana ama biraz eziklik olmuyor değil.şimdi ben diyorum ki derslere başlayayım ama işte bazı engeller var...

1-Hani Nerede Üreme?:arkadaş bahar geldi ve herkes sevgilisinden ayrılıyor yada kavga ediyor ama olay hep benm başıma patlıyor.hiçbir zaman pişman olmadım,olmam da arkadaşlarıma yardım etmeye ama a.q benmde bi hayatım var.gerçi ben hep içime atarım.ata ata 90 kilo olduk! kardeşim hani bahar gelince herkes birleşirdi,gezer tozar çimenlerde yatardı hatta çimenler dar gelir yataklara yatardı!? ne oldu da herşey değişti be cemil? ne oldu çemil bize? ne oldu sana? o kara kaşlarını nie çattın gene?

2-Severim Ben Bu Oyunları!:bilgisayar geldi geleli şu güzellikle bi başbaşa zaman geçiremedik.oynanacak birsürü oyun var.gerçi laptop 2006 yılından kalma ve ben diablo'yu 3. kez bitireceğim,heroes serisini ve neverwinter nights'ı tekrar bitirecem a.q.ben zevk alıom arkadaş.oyun manyağıyım ve bunu saklamıyorum.

3-Severim Ben Bu Filmleri,Dizileri ve Animeleri:bu lost'un varya...hacı bu dizi yüzünden uyuyamaz oldum.artık 42 dakikalık şeylere garezim var! spartacus,flash forward,fringe duruo.ee fullmetal alchemist desen çabası.mangası var gerçi bende ama izlemek daha zevkli.elfen lied yarıda duruo.ezel bi yandan.ee 90 gb film var beklio.bir sürü müzil var.olum benle dalga mı geçionuz lan!?

4-Çilek Pudra Şekeri ile Gider:pudra şekeri'nin 2. filmini çekeceğiz inş.bakalım bu seferki güzel olacak ama işte bi 4-5 saat ayırıp senaryoyu hazırlamalıyım ve en azından tam tamına 1 günümü verip premiere ve after effects eğitim videolarını izlemeliyim ki çok zooor!

işte böle arkadaşlar yapmam gereken çok iş var.ben buna kız arkdaşımı ve yaşadıklarımızı yazmadım bile.yani kendi hayatımla ilgili bi pok yazmadım.normalde beni tanıyan insanlar ve okuyanlar benim esprili biri olduumu düşünürler.halbuki gerçekten çok ama çok zorluklar yaşadım ama içimde yaşamayı öğrendim.içinde yaşamanın ne kadar çok acı verdiğini ve dışarı çıkartamayacak olmanın verdiği derinlik hissini gördüm.insanları işte bu yüzden güldürmeye çalışırım.onlar o acıyı çekmesin diye.sonrası insanı çok değişik yerlere götürür.beni iyi yerlere götürdü ama ben istisnayım.seni güldürürüm ve hiç zorlanmam ama kimse benm ne durumda olduumu düşünmez...neyse biraz olsa da en azından tırnağımı daha iyi kesebiliyorum...

1 Ocak 2010 Cuma

Tırnağını Bile Doğru Düzgün Kesemeyen Adamın Maceraları-5 (Bir Sevgiliye Atıf)

Oydu... sadece onu istiyordu... uzun zaman sonra mutlu olmuştu.sahte gülücüklerin dışında,plastik hayatın akışında bir yenilik idi.o gülüyordu... adamımız hayallerinin ötesine ulaşmıştı.kendi bile inanamamıştı.gerçekle hayali ayıramıyordu artık.uzun zaman geçmişti.kendisini kaybetmişti.bazı kişilere duyduğu sadece özlemdi.yanlışı bulmuştu ama uykudan uzun zaman önce uyandı.artık tedavi olmuştu.yeni bir yıl,yeni bir sayfa...kendi kendine mırıldandı:

"onun kollarında, onun dudaklarında, onun yanında... herşey ne güzeldir onla! bana değer veriyor.beni seviyor.peki ben? eski istekler? geçmişe takılıp,sürüklenen birçok insan gördüm.hatta bunu en iyi anlayabilecek insanlardan biri şüphesiz benim.neler görmedim ki? neler yaşamadım ki? ama gülmek lazım,elinden geliyorsa güldürmek lazım çünkü bugünü bugün yaşamak varken... peki ben seviyor muyum? çok hemde çok çok! dünyalar kadar:D artık bitanem olduğunu biliyor... başka istemiyorum.yeni yıla onun dudaklarında, onun yanında girmek...sadece ona dokunmak... pürüzsüz tenine... tanrım bu gerçek mi? bu sefer farklıydı... sadece onun ve benim anlayabileceğim birşey.hayallerimin ötesinde oturmuş onu izliyorum, zaman geçiyor mu bilmiyorum ama gerçek olmadığını biliyorum.gerçek olamayacak kadar iyisin ve gerçek olamayacak kadar mutluyum... hayatımdaki en tatlı yabancısın ve evet en sevdiğim yabancısın"


'Eğer onsuzken hep yolunu kaybetmiş hissediyorsan, onun ismi geçtiğinde heyecanlanıyorsan, uyurken hep onu düşünüyorsan, onu gördüğünde elin ayağın birbirine dolanıyorsa, onun yanında saçma şeyler sana hep mantıklı geliyorsa ve en önemlisi hayallerinin ötesini görebiliyorsan sen aşıksın demektir.'

16 Aralık 2009 Çarşamba

Tırnağını Bile Doğru Düzgün Kesemeyen Adamın Maceraları-4


öhöö öhöö....öhöö öhööö... ..öhööööö öhööö.....

bayramda domuz gribi olmuştu bizim esas oğlan."ulan bi bayrama geldik,onda da hasta olduk.vay ben böle işin anasını......" die başlayan çok cümleler kurmuştu o güzel bayram günlerinde.kurban bayramları onun favori tatillerindendi.çünkü bütün aile bir araya gelir ve hergün kesin eğlenilirdi.mangallar,içli köfteler,kurban kesimi,içkiler,kuzenle bara gitmeler,kuzeninin şımarmaları ve daha da tatlı oluşu...bayramları çok seviyordu bizimkisi ama özellikle kurban bayramını.

Fakat bu kurban bayramında deyim yerindeyse hiçbir b.k yapmadı.arife günü öğlen başlayan ateş tam 3 gün sürdü ve hiçbir şekilde ateşi indiremiyorlardı.2-3 saatte bir ateş düşürücü alıyordu ki bu tehlikeli birşeydi çünkü yanında bir sürü ilaç daha alıoyordu.titreme krizleri,acaip halsizlik... çok kötü geçmişti bayram günleri.doğru düzgün akrabalarını bile görememişti.kuzenini bile doğru dürüst sevememişti ki bu onun için bir işkenceydi.evde kendinden çıkar sağlamaya çalışan abisi ve onun için çırpınan annesi ile bayramı geçirdi.büyük ihtimal virüsü onlara da geçirdi ve bunun için acaip üzülüyordu.hayal gücü çok yüksek biriydi bizimkisi.çok endişeli ve vicdanlı olduğu söylenebilir onun için.sert biridir,ciddidir,içindekini dışarı yansıtmaz...farklıdır o! hergün yolda karşılacağın insanlar gibi değildir.gerçekten arkadaşı olursa seni hiç gitmediğin yerlere götürür,hiç düşünmediğin fikirleri ortaya çıkarır,hiç yaşamadığın şeyler yaşatır...farklıdır o,anlarsın zaten:D

peki ona bu kadar zor zamanlarda en çok koyan şey neydi?bunu ona sorsan o da söyleyemez çünkü gerçekten çok zor zamanlar geçirdi.çok acılıydı hastalık süreci....ona en çok acı veren şey son gün sevgilisiyle geçirdiği akşam.ona istediği gibi sarılamadı,onu istediği gibi öpemedi.bu tatilde de onunla çok vakit geçiremedi.ona karşı duygularından hala emin değildi.tamam onu seviyordu sevmesine ama hala içinde büyük bir boşluk vardı.aradığı o değildi.hala arıyordu istediği dişiyi ama bir tarafı bunun çok büyük bir kötülük olduğunu söylüyordu ve bunu kendisi de biliyordu.eğer kız arkadaşından ayrılırsa ona söyleyeceği tek şarkı "I have loved you wrong" olurdu... onsuzluk çok acıydı...artık "seni çok ama çok özledim" cümlesi anlamını yitirmişti.ona olan özlemi çok ama çok büyüktü.artık üstesinden gelemiyordu.direnmeye çalışıordu her zamanki gibi.başarabilir miydi peki? başarabilir belki ama hala tırnaklarını doğru düzgün kesmeyi bile başaramıyordu....

18 Kasım 2009 Çarşamba

Tırnağını Bile Doğru Düzgün Kesemeyen Adamın Maceraları-3


"lanet olsun lan bu derslere,hiç bitmiyor bunlar.bunlar olmadan birgün bile geçmiyor.hani biz hayatta özgürdük?ulan bu kadar emir aldığımı görmedim.emiri aldığım merci de dersler.ağızları yok ama çok pis emir veriyorlar.'çalış,çalış,çalış...'bu kadar dominant oldukları bir gerçek!"

çaresizliğinden bunları düşünüyordu çünkü bu sınav çok önemliydi ve başarı oranı çok düşüktü.onun istediği 60 veya üstüydü ama 300 sayfadan fazla not vardı ve o daha yeni çalışmaya başlamıştı.kaldı ki bu komite 'enfeksiyon'du.kendi bile enfekte olmuştu...

uyumamak için kendini zor tutuyordu,sabahları alarmı kuruyor sonra uyanıor,alarmı kapatıyor sonra tekrar uyuyordu.çok yaratıcıydı çünkü alarmları hep bi 10 dakka sonrasına kuruyordu ki sürekli çalsın ve uyansın.o 10 dakkalar birleşip 120 dakka olunca da öğleden sonra ki derslere anca yetişiyordu.2 senedir hep sorumsuz olarak baktığı kişilere dönüşmüştü.onu gören herkes arada sırada okula gelmesini,okula gelmenin iyi olduğunu tembihliyordu.espriydi tabi ama gerçek yanı acıydı.eskiden çok planlı ve programlıydı.onun tek sorunu uykuydu.nedendir bilinmez ne kadar çok uyusa bile hep uykusu gelirdi.derslerde eskiden not alan adam şimdi derste ya müzik dinliyordu ya da müzik dinleyerek uyuyordu.bunun bi sonu olmalıydı...

sevgilisi ile arası çok iyiydi.hatta mükemmeldi.birbirlerini seviyorlardı ama onda birşey vardı.sanki herşey yalandı.tmm onu istiyordu ama onun istediği tam olarak bu değildi.o alternatif bir kız istiyordu.farklı birini istiyordu.öyle birini bulsa hemen onu hayatının meleği ilan edecekti.sanki bununla yetinmeye çalışıordu ama ona gerçekten çok değer veriodu.onun üzülmesini istemiyordu.etrafındaki herkes çift olmuş,o tekil kalmak istemiyordu.korkuyordu...ama o istisnasız bir rocker ya da metal ya da punk ya da ya da ya da(seinfeld aklıma geldi:D).farklı biri istiyordu çünkü o kendisinin de farklı olduğuna inanıyordu.arkadaşlarına gösterdiği yüzü farklıydı onun.çok büyük bir hayal gücü ve o hayal gücünün merkezinde aradığı dişi duruyordu.onu arıyordu ve hala arıyor...onu bulduğunda anlayacaktır umarım.belki de bulmuştur...

sevgilisi demişken onu çok özlüyordu,gerçekten yanında istiyordu çünkü kendini burada yanlnz hissediordu.burası,bu fakülte,bu şehir çok farklıydı kendisi için.birsürü arkadaşı vardı ama kendisine gerçekten arkadaş gibi yaklaşan 3-4 kişi vardı.hatırı sorulmazdı.organizasyonlara çağrılmazdı.hele hele dışarı çıkmaya hiç çağırmazdı kimseler ama o böyle bir ortama hiç girmemişti.o okulun hep en popüler grubu içinde olurdu ve gerçekten herkes onunla tanışmak isterdi.sağlam olan elemandı o.planları yapan eleman ve planları yaptırtanlar arasındaydı.hele eski zamanlarda ne arkadaş grupları vardı.bugn bile çok yakın arkadaşım dediği adamlar birgün arayıp dışarı çağırmamışlardır onu.sanki istenmiodu.zaten o da istemiodu ama başka çözüm olmadığı için sisteme ayak uydurmalıydı.sistem onu çok pis s.kti...bunu kendi de biliyor...

düşünmekten kafasında saç kalmadı.hala tırnağını doğru düzgün kesemiyor...

8 Kasım 2009 Pazar

Tırnağını Bile Doğru Düzgün Kesemeyen Adamın Maceraları-2


İçkiler bir bir giderken hala parasının aynı miktarda cebinde olduğunu düşünüyordu fakat elini bir attığında para olan cebin boş olduğunu hissetti.içi bir an acıdı ama sonra düzeldi.burada dostları ile olmak ve gerçekten geyik yapmak dünyanın en güzel şeylerinden biriydi.kız arkadaşının da yanında olmasını istedi fakat imkansızı istediğinin farkına çabucak vardı.

Gerçi imkansız die birşey yok tezini savunan bir kişilikti fakat bazı olaylarında başka cevabı olmadığını bilirdi.

Yavaş yavaş "ev"ine doğru dönerken güzel bir geceyi daha sonlandırdığını ama yakında yine böyle bir toplulukla bir arada olacağını düşündü fakat bundan 3 hafta sonraya kadar ne arayan vardı ne de çağıran.

"Ev"e vardığında soyunup,üstünü çıkardı.duştayken şarkılar mırıldanıyordu.çakırkeyif olduğunu 3 km bile anlayabilirdiniz.duştayken mırıldandığı şarkıyı dünya Roxette-The Look olarak biliyordu.bir an durdu ve aşağıya baktı.penisi ona çok küçük geldi birden.her zaman izlediği porno filmlerindeki adamların penislerini bir beyzbol sopası olarak gördü.kendisininkini de bir ayakkabı çekeceği...

"şu ana kadar bana yetti fakat ileride evleneceğim kadın iflah olmaz bir sex manyağı çıkarsa.gerçi o zaman dualarım kabul olmuş olur.hele bir de kadınlarla ilişkiye de açıksa...fakat ben bu kadını 1 ya da 2 kere tatmin ederim.peki daha sonra?bu işe bi çözüm getirmek lazım!".çok s.kim düşüncelere dalmıştı.zaten bu düşünceler eşliğinde 2 kere duş aldığının farkına bile varmadı.kafasının iyi olduğunu biliodu fakat kendini kendine kanıtlamaya çalışırcasına aklına hep ciddi meseleler getiriyordu.

Mesela kürt açılımı ya da asker-devlet çatışmasını.bunun sonunun bok yolu olduğunu biliyordu ama insanlar nasıl tepkisiz kalıyor die çok sinirleniodu.sanki kendisi çok faaliyet gösteriordu.kıçımın aktivisti!!! ben düşünüyorum,doğru düşünüyorum.bu bana yeter die düşünen zihniyetteydi kendisi...

Sabah güneşinin ışıkları,1 senedir temizlenmemiş perdelerin arasından yüzüne doğru süzülüyordu.pencerenin de hafif aralığından istifaden dışarının soğuğu ve sesi onu uyandırmaya yeterdi.dışarıdan insan sesleri geliyordu.plastik insan sesleri.bu insanlar susmaz mıydı hiç? ve o insanların müthiş buluşu arabalar.herşey mükemmel fakat çok ses çıkarıyorlardı.gerçekten de her zaman bu arabalar ne kadar büyük bir icattır die düşünürdü yada cep telefonlarının.oysa ki insan vücudunun tarihteki en büyük icat olduğunun fakat icat edenin kimliğinin bilinmeyişi...

neye uğradığını anlamadan uyandı.hemen yüzünü diğer tarafa döndü çünkü içkili kafanın sabahında gözünüze güneş ışığını direkt yemek çok bok bir durumdur.diğer tarafa döndüğünde çift kişilik yatağının diğer tarafının boş olduğunu gördü.elini boş yere götürdü ve boşluğu sanki bir maddeymiş gibi hissetti.hissettiğinin özlem olduğunu sonra anladı.sevgilisinin yanında olmasını birden herşeyden çok istedi ama o sadece onun için bir objeydi.sevgisini gösteriyordu ona fakat kendine?kandırmaktan başka birşey yapmıyordu.aslında onun istediği her zaman belliydi.o güzellik yada göğüs yada bacak falan istemiyodu.işi yoktu onlarla.o asi olanı istiyodu.alternative,yer yer rocker fakat cesur ve akıllı.sağlam duran fakat bir haberle bin parçaya ayrılan.maço aynı zamanda ince bir cam kadar hassas...

Eskiden one tree hill izlerdi.o diziyi 10 bölüm falan izlemiş olacaktı ki zaten hemen nefret etti diziden.ilk defa amerikada bir türk dizisi izlemiş gibi olduğunu söylerdi hep.istediği kızın orada Peyton Sawyer karakterini canlandıran Hilarie Burton gibi biri olduğunu düşünürdü.Hilarie'yi değil Peyton'ı istiyordu.öyle bir kız arkadaşım olsa 2.gün evlenme teklif eder,3.gün ona bakmaktan hiçbir işimi göremezdim.gerçekten hayallerini süsleyen kalıpta biriydi.aslında aklında eskilerden kalma kız arkadaşları ya da sadece kız olan arkadaşları vardı.onlardan bazılarıyla çok güzel şeyler olabilirdi.fakat yer yanlış,zaman yanlış...

Gerçi şimdiki sevgilisi de çok güzel.ona çok değer veriyor.gerçekten onu bir erkek gibi hissettiriordu.ona bir sorumluluk yüklüyordu.o da kızın yanındayken ona tam bir sevgili oluyordu.kızda genel olarak bir erkeğin istediği herşey vardı.güzellik,vücut...böyle bi kız bulduğuna şaşırıyordu fakay çıktığı hiçbir kız şu ana kadar çirkin değildi.kızlardan yana şansı iyiydi.ilişkiler konusunda kötü olabilirdi çünkü gerçekten bulmakta zorlanıordu.iri biriydi ve ilk etkileme önemliydi ama etkilediği zaman da etkiden kurtulmak zor oluyordu.o yüzden bulduğu kızlar kendi için çok iyiydi ama o çoğu zaman herşeyi mahvederdi.dışarıdan öyle gözükürdü en azından.fakat karşı tarafta birşey olmasa,onda hiçbişe olmazdı.bunu bilmiyorlar mıydı?...

30 Ekim 2009 Cuma

Tırnağını Bile Doğru Düzgün Kesemeyen Adamın Maceraları-1


Msn'de millete cevap vermeye çalışırken,kendini birden bir boşlukta hissetti.bunu son zamanlarda çok hissederdi.kendinden şüphe duyardı.elinden hiçbişe gelmediğini biliodu.o zaman bu insanlar,onda ne buluyordu?bu adamın neyini beğenip muhabbete giriyorlardı?

Bunları bi an için aklından geçirdi ve yazmaya devam etti.bir an önce şu elemanlar beni bi rahat bıraksa da bilgisayarımdaki işlerime devam etsem die düşündü.Kendini beceriksiz hissediyordu ama bu çok nadiren oluyordu.kendini çok kapsamlı biri olarak görse de bazen elinden bişe gelmiyodu.örneğin hayatı boyunca hiçbir zaman tırnaklarını düzgün kesememişti.çoğu zaman da aşırı şikayetçiydi.evdekş perdeleri hep kendisinin takması onun canını çok sıkıyordu.çünkü perdeleri takma işlemi gerçekten bir işkence gibiydi.böyle durumlarda kendini bilimum ezilmiş hissediyordu.

Bizim eleman böyle gelgitleri olan biriydi.okuduğu üniversiteyi ve kız arkadaşını düşündüğü zamanlar çok oluyordu.onlara karşı beslediği sevgi adlı yanılsamayı düşündü.gerçekten bu kadar kötü olablir miydi? kız arkadaşına karşı çok güzel şeyler söylemesine rağmen,sanki ona karşı hiçbir sevgi beslemiyordu içinde ya da yanında yatan oda arkadaşına bir boşlukta çok pis dalacak kadar nefret besliyordu.peki neden?bunun cevabını kendide bilmiordu.bu durumdan pek rahatsız değildi.umursamaz olmak işine geliyordu.sempatik biriydi,sevilirdi ama hiçbir zaman sorulmazdı.arkadaşlarının bir kere de arayıp "hadi gel şuraya gidelim" dediğini duymadı.duyduğu zaman zaten gitmemezlik yapmazdı...

Arka planda Mad Season'dan X-Ray Mind çalarken ileride yapmak istediği şeyleri düşündü ama o hedefler çok uzak geldi.onun yerine karnını birazdan nasıl doyuracağını düşündü.bilgisayar başındayken hep karnı acıkırdı."monitor başında bira içmenin verdiği zevk bambaşka" derdi.

"Bir de Türkiye'yi domuz gribi heyecanı sarmış.ulan burada insanlar domuz eti bile yemio ama aaazına sçtııımın domuzunun gribi yüzünden dışarı bile çıkamıoz.sevgililer bu gidişle kız arkadaşları ile öpüşemeyecekler bile.sçiiim böle adalate!"

Günlük serzenişlerinden biriydi onun ama hiç çift taraflı düşünmezdi.hayatı adaletsiz ve boş görürdü.halbuki düşünmezdi ki hayat zaten kendisi.insan olmak zaten bir lütuftu.karınca olduğunu düşünmezdi.ezilmemek için o kadar çile...dünyanın odağında insan var,hayatın odağında insan var,dinin odağında insan var,siyasetin odağında insan var.kendini şanslı hissetmez sadece gevelerdi.bir gevendeydi...