Pages

15 Haziran 2010 Salı

Türkiye'nin En İyi Defans Oyuncularından Markajı İyiyaparımoğlu Açtı Ağzını Yumdu Gözünü


Futbola hiç de çocuk yaşta başlamayan ve başlayanlardan nefret ettiğini söyleyen Başspor.AŞ.Ltd.Şti takımının ermeni kökenli başarılı defans oyuncusu Markajı İyiyaparımoğlu basında yer alan haberleri ile ilgili olarak rahatsızlığını dile getirmek için ajansımıza geldi.3 saat süren röpörtajda Markajı içini Mehdi Topabas'a döktü.
M.T:Öncelikle bizim ajansımızı seçtiğin için çok teşekkür ederiz Markajı.Peki öncelikle senin sıkıntılarından başlayalım.Basına karşı oluşan öfken niye önce ondan başlayalım?

M.İ:Aslında benim basının tümüyle bir sorunum yok.zaten olamaz.benim sorunum bu yancı basın ile.paso benim ile ilgili yalan haber çıkarıyorlar.gidiyorum,kanıtlıyorum yanlış olduğunu bu sefer de kanıtlarımın yanlış olduğunu haber yapıyorlar.ben anlamadım ki arkadaş.

M.T:jkdhaksjhdaodajdaldk.neyse efendim.peki neden mizah?

M.İ:Ne mizahı lan?

M.T:Pardon yanlış oldu.Peki gelelim Raptiye ile olan ilişkinize.Herkes ikinizi çok iyi arkadaş zannediyordu.Hatta bir söyleminde ‘Raptiye benim dayımdır,ona o gözle bakmam” demiştin.Nasıl başladı bu birliktelik?

M.İ:Şimdi Mehdi Ağabey ben senin basın tecrübene sonuna kadar güveniyorum.Kamuoyunda bu olay çok tartışıldı ama ben hiç açıklama yapmadım.Raptiye ile ilişkim çok sürpriz başladı.Biz bile anlamadık.Biz iyi arkadaştık tamam ama neden sevgili olamayalım ki? Eskiden o şekildi, şimdi bu şekil.

M.T:Peki evlenmeyi düşünüyor musunuz?

M.İ:Valla ağabey kısmet ama bundan birkaç ay önce bir bok yedik.o yüzden bir an önce evlenmemiz lazım.

M.T:Bu havuz sistemi ile ilgili ne düşünüyorsun? Takımlar zorlanacak gibi.Pek kazançlı değil gibi.

M.İ:Değil tabii ya.olur muymuş öyle şey? Bir kere olimpik değil ayrıca 2 metre derinliği bile yok.kaldı ki ben yüzme de bilmiyorum

M.T:Diyorlar ki arabanı pembeye boyamışsın.Hatta plakasını 34 MRKJ 34 yapmak için tam 300 bin dolar vermişsin.Bu konularda ne diyeceksin?

M.İ:Yalan.Külliyen yalan.Bir kere benim arabam yok.Maçlara metrobüs ile gidiyorum.300 bin doları plakaya değil de Şehrazat’a verdiğim doğrudur.Bir heyecandı benim için,tek gecelik bir fantezi.Hem hani rüzgar her şeyi alıp götürecekti,tek gecelik hatam için affetmeyecek mi?

M.T:Fantezi futbol’daki takma adın ‘Ayak Fetişisti’imiş.Buna ne diyeceksin?

M.İ:Valla puanlarım iyi.Kıskanmasınlar.

M.T:Daracıkspor ile yaptığınız maçta sakatlığını bahane edip maçta oynamamışsın ama o gece seni Club Duptıs’ın önünde görmüşler.Fotoğrafların var.Bunu açıklayacak mısın?
M.İ:Şimdi olay şöyle cereyan etti.Bende maç günü ‘Lejyoner Hastalığı’ dediğimiz yani tıp dilinde ‘Maximus Teletabis’ adlı bir hastalık ortaya çıktı.Kondisyonumu fazlasıyla etkiledi.Bende teknik direktörümüze söyledim ve maça çıkmadım.Ondan sonra eve gittim maçı izliyordum birden sular kesildi.Tabii bu benim moralim çok bozdu.Çıktım dışarı hava almaya.Sonra yoldan iki güzel kız geçiyordu.İmza istediler falan filan…

M.T:Sende de mürekkep kalmayınca galiba poligomla imza attın gece bayanlara?

M.İ:İmzayı geri çevirmek olmaz,ahlaksızlıktır.

M.T:Taraftarların aklında kalan en büyük sorulardan biri de senin transferin.Gerçekten tam bir muamma oldu bu.Bu konu hakkında ne diyeceksin?

M.İ:Şimdi tabii transferlerim ile ilgili her şeyle menajerim ‘John Locke’ ilgileniyor.Beni isteyen takımlar var ve bu beni mutlu ediyor ama benim için öncelik Başspor’dadır.Onlara bir şey kazandırmadan buradan gitmek istemem.Önümüzde 3.Geleneksel Çayda Çıra Festivali var.Orada boy gösterip fiyatımı arttırmak ve gücümü herkese göstermek istiyorum.

M.T:Markajı sevişelimmi

M.İ:Ya ağabey ben ocakta ütüyü açık unutmuşum ya da onun gibi bir şeyler.Ben şimdilik kaçayım sonra görüşürüz.

YHA-Yalan Haber Ajansı

bu arada blog bayaa inaktifti.artık çok hızlı bir şekilde yazılarım gelecek.

8 Mayıs 2010 Cumartesi

Bazen...

bazen okula giderken aklıma sen geliyorsun,
geçirdiğimiz günler, sayısız değerli zaman geliyor aklıma,
uzun zamandır görüşemesek de yine de birbirimize yaptığımız ihanetler geliyor,
yıllar önce birbirimizi çok seviyormuş gibi yapışımız fakat en iyi zamanları geçirişimiz,
zihnime kazınmışlar sadece bakmak yetiyor,
sadece bir sıcak mevsim anıları...

artık gençliğimiz bitiyor,
bunu görebilen tek insan benim ve bu beni ürkütüyor,
gönlünce eğlenebileceğimiz zamanlar yada sadece birbirimze ayıracağımız zamanlar yok,
ne çabuk tükeniyor kum taneleri

siyah ojeli güzel tırnaklar,hala hatırlarım o turuncu bikinilerini(galiba turuncuydu)
koskocam ayakta palet gibi terlikler
giydiğin billabong short mayoyu,yüzündeki sivilceleri
birbirimizle deliler gibi atıştığımızı,
güldüğünde 2 üzeri 5 tane olan dişlerinin göründüğünü,
konuşmadığımız zaman bile milletten birbirimiz hakkında bilgi almaya çalıştığımızı,
ilk öpüştüğümüz divanı ve sonrasında kafanı vurduğun pencereyi,
saçlarını ve karnını herşeyden çok sevdiğimi,
koskocaman pörtlek gözlerin olduğunu fakat beni tamamen içine çektiklerini,
paso üstünde terlik deseni olan havlun,siyah levis'ın ve altına giydiğin kırmızı converse'ler...
gözlüğümü takıp ayağımdaki dikenleri çıkarışımızı,
belki dünya üzerindeki en iyi arkadaşlar olduğumuzu,
hatırlarım bunlar bazen, hızlı atar kalbim ama bunların artık birer fosil olması söndürür heyecanımı,
duruyor belki yerinde ama aldığımız yok,

bazen bodrum'a değilde sana geldiğimi düşünür sevinirdim,
o 20 saatlik yol sen varsın diye çekilebilir bir hal alırdı...
dengesizliğin abidesiydin sen ama bi şekilde hoşuma gidiyordu...
ehliyet için eve döndüğümde kendime uzun zaman gelemediğim zamanlar...
gelir yaw aklıma bazen...

bazen okula giderken aklıma sen geliyorsun,
fakülteye geçerken lisenin önünde babanın eski arabasının aynısı duruyor,
hele bir de plaka benzemez mi...
aklımdaki sen, ruhumdaki sen, kalbimdeki sen geliyor aklıma,
işte o zaman farkına varıyorum,
senden eser kalmamış harbiden, bitmiş,
yok artık onlar, yoksun artık sen 16 saat...

2 Mayıs 2010 Pazar

Süt Sevmem Aslında ama Sütü Hiç Bu Kadar Sevmemiştim...

şu an annem yanımda yatıp televizyon izliyor ve televizyonda en çok beğendiğim tuba ünsal var.hülya avşar'ın programına konuk ve o dünya güzeli gözlerinden yaş akıyor.gerçi bu yazının asıl hedefi bu değil.bunlar sadece laf kalabalığı.


bu yazıyı yazmamın nedeni pınar süt'ün son reklamı.zaten annemin elazığ'a gelişi beni çok mutlu etti.bir de o kadar doluydum ki bu aralar herşeyi içime atınca annemin gelişi beni hafifletti.ona hiçbir şey anlatmadım ama onun burada olması bile bana yeter.sanki o beni himayesine alan bir koruma kalkanı.onun evde oturup tv izlemesi bile içimi burkuyor.eve gelince annemin beni karşılaması, evde sıcak bir yemek kokusu, oturup günümü sorması...liseden beri bu duyguyla karşılaşmıyorum.gerçekten hasret kalmışım bunu itiraf etmeliyim.

geçici olduğunun farkındayım ama onun burada olması, "oğlum arkadaşlarınla dışarı çıkacaksan çık ben evde dizi izlerim" demesi bile beni o kdr mutlu ediyor ki...uyurken içeriden onun horultuları, sabah bana kahvaltı hazırlayışı... bilmiyorum ben mi çok sulu göz oldum yada buraya gelişi benim her adana'ya gidişimden farklı mı ama pınar süt reklamının benim üzerimdeki etkisi aşikar.


reklamın hikayesi, sertab'ın sesi ve şarkı sözleri... yarın annemi yolcu edecem ama nasıl yapacağımı bilmiyorum.ulan adana'da olsam 4-5 günde sıkılırm belki ama o kadar kritik bir zamanda geldi ki.köşeye sıkışmış gibi, yağmurlu bir günde dışarıda kalmış bir çocuk gibi hissederken kendimi o bana bir el veya paha biçilmez bir şemsiye oldu.gerçekten varlığı bile yetti.bütün ailemi sonsuz seviyorum ama anne işte farklı bir olay.ona anneler günü sürprizini verirken bile benim gözüm doldu ulan.benim gözümde herhangi bir yaş gören insan yok gibi bişey fakat bu orhan veli tiyatrosuna gittiğmden beri bana birşeyler oldu diyebilirim.

neyse dediğim gibi onun karşımda oturup çekirdek çitlemesi, kalan pilavı bana verip kendi sadece yemek yemesi, benden habersiz eve birşeyler alması, bana çay yapıp yanına kendi yaptığı dünya tatlısı kekleri bana getirdiği, ben bezelye seviyorum diye adana'dan getirdiği bezelye ve kıyma ile geldiği sabah bana bezelye yapması... ulan nasıl yolcu etçem yarın ben seni?...

pınar süt'ün muhteşem reklamındaki müziğin sahibi sertab erenerin bu reklam için yazdığı şarkı...


annedir yüreği fazla dayanamaz
herkes bıksa benden annem bana doymaz
öper besler beni unutur kalbinde
annem burada olsun bana bişey olmaz

hergün bakar bana kusurumu görmez
günler gece olsa o ışığı sönmez
ellerim büyüdü avuçlarında
bir tek annem olsun bana birşey olmaz...

27 Nisan 2010 Salı

Tırnağını Bile Doğru Düzgün Kesemeyen Adamın Maceraları 7-(Teşekkür!)


Bu yazı dizisinin sonu gelmiş bulunuyorum galiba. Bu son yazım sana teşekkür maksadında çünkü sen benim hayatımda çok büyük yer ettin. bak aşağıda bunu özetliyorum. bak bak…

Sana teşekkür ediyorum çünkü senden ayrılmam gerektiğini anladığımda ve ayrıldığımda bana metanetli cevaplar vermediğin için. sana teşekkür ediyorum istikrarsız olduğun için. sana teşekkür ediyorum çünkü beni zor zamanlarımda yalnız bıraktığın için. Sana teşekkür ediyorum çoğu kız gibi hep ‘ben’ dediğin için. Teşekkür ediyorum çünkü ‘çok kilo aldım lan ben!’ dediğimde bana ‘en sevdiğim yerin göbeğin’ dedin. Bu teşekkürleri biraz açalım ama değil mi?


İleride yine mesajda smile göndermedi diye kavga edeceksin sevgilinle, yine msn’den sevgini bana göstermiyorsun diye ölümüne suçlayacaksın onu ama o benim kadar sakin olmayacak çünkü o seninle ciddi düşünmeyecek. Hele de artık bir çiçek gibi açılımışken… Sanki bu menstruasyon dönemi gibi ya. Her 10 günde bir saçma sapan bir konudan dolayı kavga başlatırdın. Hep doğrusunu gösterirdim ve sonra özür dilerdin ama sonraki 10 gün içinde aynı bokun mavisini getirirdin karşıma. Gerçekten 5 yaşındaki çocuğa 2 dakikada anlatıp onun bile çözüm üreteceği konuları sen hep sorun olarak getirdin. 3 musluklu havuz problemlerini DSİ’nin yarattığı polemikler olduğunu savunsam da senin bu saçmalıklarını savunamıyorum

Şu ana kadar seninle birlikte 5 tane komiteye girdim ama sen 3 tanesinde benimle küstün. Sınavı mı düşüneyim yoksa seni mi belli değildi. hepsinin sonunda hatanı anladın ve özür diledin. Hatalarında hep aynıydı, söz verdin yapmayacağına ama tutmadın. O komitelerde ağzıma s.çan en büyük nedenlerden biri hep sen oldun. Hea bu arada sensiz uzun zamandan sonra bir komiteye girdim. 69 gelio galiba. Güzel lan bu not hele nöro komitesi için.

Seni affetmediğim ve hiç affetmeyeceğim iki olay var. Birincisi yurtla ilgili disiplin sorunları çekerken aynı zamanda komitem varken ve aynı zamanda yurttan çıkarken ve aynı zamanda ev aramak için kıçımdan solurken ve aynı zamanda bunları bitirip eve çıkarken beni yalnız bırakman. Yine saçma sapan bir nedenden dolayı yine beni yalnız bıraktın ve arayıp sormadın. Elalemin sevgilileri hiç zorunda olmamasına rağmen gelip evi temizledi ve her gün gelip bize yemek yaptı ama sen bir hayırlı olsun mesajı atmadın. sonunda yine sen özür diledin, yine çok hatalıydın, yine istemeyerek olmuştu, yine o an kendinde değildin, yine annenle baban kavga ediyordu, yine kardeşin seni rahat bırakmıyordu vs vs…

Bu olaydan sonra zaten ilişki bitmişti. seni kafamda silmiştim 5 mart günü sen artık yoktun benim için. arkadaşlarım çok uğraştı geriye dönmem için çünkü seni onlar çok seviyordu. seni hiç görmediler ve seni hiç tanımıyorlar. sadece benim anlatmamla biliyorlar. demek ki ben seni o kadar iyi anlatmışım ki bazen beni sana layık görmüyorlardı fakat ben şimdi senin en yakın arkadaşını arasam alacağım tepki beni bir freddie yapar. Büyük ihtimal öyle bir anlatmışsındır ki bütün suç bende falan da filan da. Korkuyorum onu aramaya, beni polise ihbar etmiştir falan o eski fbi filmlerindeki gibi yerimi bulup beni yakalarlar zannediyorum( bu fbi yer bulma olayını aklıma getirdiğimde ilk gözüme gelen film de mel gibson’ın ransom(fidye) filmidir hea). Sen öss’ye gireceksin diye bunu sana söylemedim ve sabretmeye başladım. Onurumu ayaklar altına alarak hiçbir zaman kabul etmeyeceğim şeyleri göz ardı ettm. sırf sen üzülme ve emeklerin boşa gitmesin diye çünkü biliyordum beni ne kadar çok sevdiğini ve bunun seni paramparça edeceğini. Tıpkı ayrıldıktan sonra mesajında yazdığın gibi… Ne dediysen kabul ettim. Ne suçladıysan özür diledim. Hatta adana’ya geldiğimde düzelmeye başlamıştım ve ondan sonrası gerçekti fakat sen yine bahane ve kavga doğurmaya devam ettin. Hele sen bazen biz kavga ettiğimizde arkadaşlarına o an bizim kavgamızı anlatırken yanlışlıkla o mesajları bana göndermen var ya... Bunları göremedin çünkü gözünün önünde koskocaman bir burnun var. Sen fedakarlığın, hoşgörünün, empatinin suç olduğu bir dünyada yaşıyorsun, sen o dünyanın kraliçesisin ve ben sadece idam edilen bir mahkum…

Bak benim hatam yok değil, tabii ki var. Mesela hep şundan yakındın: ‘bana gittiğin yerleri mesajla bildirmiyorsun!’. Ulan ben hücre yayın mesajı mıyım? Ama biz ne dedik hiç uzatmadan tamam dedik ve her gittiğim yeri yazdım sana. Sçmaya giderken yazmamam gerektiğini ben ahlaki bir hareket olarak nitelendiririm ama sen bencillik olarak yüzüme vurdun. O mekan ile benim aramda olan bişe. Ben orada günah çıkarıyorum sanane! Bana hayatımda en fazla mesaj atan varlık turkcelldir. O da hep bilgi mesajı atıyordu. Ben ayda 83 milyon telefon faturası ödüyorum senin için. 1500 dakika kamu 59 tl ve 1000 sms her yöne 24 tl. hiçbir günden bir güne bana minnettar oldun mu bu yüzden?! Benim ailem zengin falan değil. Tamam eskiden harbiden de durumumuz süperdi ama şimdi 83 milyon faturayı hangi öğrenci ödüyor bi sor bakiiim. Başka hatalarımda yok değil. Zaten bana koyan en büyük hatam seni düşünmekmiş. Her birlikte yapacağımız şeyi ilk önce sana sorardım çünkü seninle olmak bana keyif veriyordu. Gittiğimiz ortamlar veya başka şeyler değil. Ne sorduysan cevabım hep ‘sen nasıl istersen oldu’ ama sen beni hep düşüncesizlikle suçladın. Seni hiç zora sokmak istemedim, fedakarlıkları hep ben yaptım. kıçı kırık bir dershane sınavını benim enfeksiyon sınavımdan önemli görüp sana hiç moral mesajı atmıyorum diye benimle 4 gün konuşmadın ya… Hay neisseria gonorrhoeae familyasından olan insan…

Hele bir de bana ayrılma sonrasında şu söylediğin sözler yok mu? : ’metin ol onur, sen güçlü insansın…’. Bu ne lan? Senden ayrılan ben değil miyim? Tamam metanetimin avagadro sayısı kadar olduğunu söyleyemem fakat bu nasıl bir gelin güvey ve iç-güveysi olmaktır bre hatun!

Neyse aslında bunlar bu yazıyı okuyanlara çok tanıdık gelecek. Bazılarınıza da birer ipucu olacak. Arkadaşlar siz siz olun hep fedakarlık yapmayın, hep karşıyı düşünmeyin, hep iyilik istemeyin, hep konuşun, kız arkadaşınızın aylık özel günlerini takvimden işaretleyin ve sakın o günler ona yaklaşmayın, hatta onu tanımıyormuş gibi yapın, bencil olun, ne görüyorsanız siz de onun yarısını gösterin, sakın para ödemeyin o ödesin… bunları ben hayatta yapmam ama bunları yapmadığım için bana suçlu olduğumu dolaylı yollarla söyleyen sensin. Asıl önemli olan ben bu saçma sapan şeylere nasıl karşılık verdim ve bunlar nasıl yok sayıldı. Sen bunları anlamazsın çünkü sen ilkleri bende yaşadın. Tek ciddi ilişkinden benim yüzümden ayrıldın. Benden çok hoşlandığını söyledin bana ve çocuktan ayrılmak için bir boş hareketini bekledin, bahane aradın. Acaba bende de mi öyle oldu bilmiyorum, zaten pek de umursamıyorum.

Eyjafjallajokull patlak verdiği gün senden ayrıldım galiba, yanlış hatırlamıyorsam. sen beni seni terk etmekle suçladın. Ben sadece yanan bir yemeğin altını kapattım(Bu da çok basit bir örnek oldu sanki). Bana çok kızgın olduğunu biliorum ve o gün senden ayrıldığım için bana ‘kafana eyjafjallajokull kadar taş düşsün’ tarzında beddualar etmiş olabilirsin seni suçlamıyorum ama gerçekten katlanacak halim kalmamıştı. Senin için onurumu ayaklar altına alıp seni üzmemek için neler yaptığımı bir yukarıdaki biliyor. Sen bile bilmiyorsun. Sen bile o büyüklüğü anlamadın. Yakın arkadaşlarım bile beni bu yüzden tebrik edip madalya verdiler ama sen bana olimpiyatlara alınmayan Oscar Pistorius muamelesi yaptın.
Çok üzüldüğüm şeylerden biri de Nil’i görememiş olman. Onu görmek çok istiyordun biliyorum ama eğer bu katır inadını bir tarafa atıp çocukluğu bırakırsan belki görebilirsin.

Bu yazıyı bir intikam yada nefret yazısı olarak görme. Bu yazı tamamen içime attığım ve sana karşı sessiz kaldığım durumların izahı. Acaba neden sessiz kaldım? gerçi sen bunun bile cevabını bilemezsin ama neyse...

Şu an bu yazıyı yazarken yüzük parmağımda, winnie ponyo ile birlikte yatağımda, anakin-darth vader posterim çerçeveli ve arkamda, bana yazdığın sevgi notları panomda, kolyen takılı, şapkan çekmecede, kapişonlu sweat üstümde… ben her şeyi bir çırpıda silen bir insan değilim. Seninle geçirdiğim 1 dakikanın bile değerini bilirim ve bu yüzden seninle hala arkadaş olmak istedim. Tamam çok klasik bir olay ama bak nedeni var. Tamam bu ilişkiyi ben bitirdim ve birden bitirdim. Bu terk etmek gibi gözükebilir ama zaten ölüydük. Ben gömdüm bizi sadece. Ben buna rağmen seni aradım, mesaj çektim. Sadece senin için. Senin üzüldüğünü biliyordum ve arkadaş olmamıza inanıyordum çünkü bir ilişkiyi başaramadık ama biz en önce arkadaştık hatta iyi arkadaş. Bunu sana yeni ayrılmış sevgilin olarak değil, ilkokul arkadaşın ve bir zamanlar en yakın arkadaşın olarak söylemiştim. Bu sefer doğru kararı vermeni düşünüyordum ama sen bir garip yaklaştın bu konuya. Zaten ayrılmadan önce ve ondan sonra bir değişmiştin. Neyse artık önemli değil. Sen sınavını ver de o emekler boşa gitmesin… benim gönlüm o zaman rahat olur. Bu yazının ana düşüncesi değer bilmek. Sen değer bilemedin. Sen sevdin ama bir insan sadece severek bir yere varamaz. Sana değer bilmeyi öğrettim ama bunu bir benim üzerimde deneyemedin.
Kapanış olarak bu yazı dizisi tamamen benim kafamda kurduğum bir kahramanı anlatıyordu. Sonra daha da bana döndü çünkü bu yazı dizisi benim kaçış noktamdı. Senin yüzünden başımdan geçen her şeyi ve düşündüğüm her detayı buraya yazdım ve artık bitti...

Teşekkür ediyorum bu 7 ay için!

Playlist: 1) Kargo-Kalamış Parkı(Aşk bomboş bir park gibi şimdi…)

15 Nisan 2010 Perşembe

Tırnağını Bile Doğru Düzgün Kesemeyen Adamın Maceraları-6 (Kepenk)


bu yazı dizisini bir süreliğine donduracağım çünkü insanlarda çok değişik bakış açıları ortaya çıktı.tabii ki bana karşı.bu eleman benden yola çıkarak yaratılmış bir karakter dedim ama insanlar tamamen benimle ilgili olduğunu düşündüler.insanları mikiiim diyemeyeceğim çünkü bende insanım.onları mikiim diyemeyeceğim çünkü onlara ihtiyacım var.onları mikiim diyemeyeceğim yalnızlık bi yere kadar mutluluk getirir ve yalnızlık yalnızca Allah'a mahsustur vs vs vs....

Neyse efendim bir senede 9 tane sınav haftası geçirmek her yiğidin harcı değil ama yapacak bişe yok.bu benim sekizinci(8.) olacak :) tabii son sınavda millete göre kötü olunca küçük bir üzüntü oluyor.pek birşey farkettirmedi bu puan bana ama biraz eziklik olmuyor değil.şimdi ben diyorum ki derslere başlayayım ama işte bazı engeller var...

1-Hani Nerede Üreme?:arkadaş bahar geldi ve herkes sevgilisinden ayrılıyor yada kavga ediyor ama olay hep benm başıma patlıyor.hiçbir zaman pişman olmadım,olmam da arkadaşlarıma yardım etmeye ama a.q benmde bi hayatım var.gerçi ben hep içime atarım.ata ata 90 kilo olduk! kardeşim hani bahar gelince herkes birleşirdi,gezer tozar çimenlerde yatardı hatta çimenler dar gelir yataklara yatardı!? ne oldu da herşey değişti be cemil? ne oldu çemil bize? ne oldu sana? o kara kaşlarını nie çattın gene?

2-Severim Ben Bu Oyunları!:bilgisayar geldi geleli şu güzellikle bi başbaşa zaman geçiremedik.oynanacak birsürü oyun var.gerçi laptop 2006 yılından kalma ve ben diablo'yu 3. kez bitireceğim,heroes serisini ve neverwinter nights'ı tekrar bitirecem a.q.ben zevk alıom arkadaş.oyun manyağıyım ve bunu saklamıyorum.

3-Severim Ben Bu Filmleri,Dizileri ve Animeleri:bu lost'un varya...hacı bu dizi yüzünden uyuyamaz oldum.artık 42 dakikalık şeylere garezim var! spartacus,flash forward,fringe duruo.ee fullmetal alchemist desen çabası.mangası var gerçi bende ama izlemek daha zevkli.elfen lied yarıda duruo.ezel bi yandan.ee 90 gb film var beklio.bir sürü müzil var.olum benle dalga mı geçionuz lan!?

4-Çilek Pudra Şekeri ile Gider:pudra şekeri'nin 2. filmini çekeceğiz inş.bakalım bu seferki güzel olacak ama işte bi 4-5 saat ayırıp senaryoyu hazırlamalıyım ve en azından tam tamına 1 günümü verip premiere ve after effects eğitim videolarını izlemeliyim ki çok zooor!

işte böle arkadaşlar yapmam gereken çok iş var.ben buna kız arkdaşımı ve yaşadıklarımızı yazmadım bile.yani kendi hayatımla ilgili bi pok yazmadım.normalde beni tanıyan insanlar ve okuyanlar benim esprili biri olduumu düşünürler.halbuki gerçekten çok ama çok zorluklar yaşadım ama içimde yaşamayı öğrendim.içinde yaşamanın ne kadar çok acı verdiğini ve dışarı çıkartamayacak olmanın verdiği derinlik hissini gördüm.insanları işte bu yüzden güldürmeye çalışırım.onlar o acıyı çekmesin diye.sonrası insanı çok değişik yerlere götürür.beni iyi yerlere götürdü ama ben istisnayım.seni güldürürüm ve hiç zorlanmam ama kimse benm ne durumda olduumu düşünmez...neyse biraz olsa da en azından tırnağımı daha iyi kesebiliyorum...

8 Nisan 2010 Perşembe

Kıyıda Köşede Kalmış Albümler 1: Porcupine Tree-Stupid Dream(1999)


yeni bir yazı dizisiyle karşınızdayım.daha doorusu ekranınızdayım.böle grupların aslında çok iyi yaptıkları ama pek farkına varılmayan albümlerini sizlere hatırlatmaya çalışacağım.bunlardan ilki Porcupine Tree'den gelior.1999 yapımı Stupid Dream adlı albümü belki hiçbiriniz duymadınız bile ama ben size hatırlatacağım.bu yazıdan sonra o albümü hergün 3 vakit dinleyeceksiniz.aç karnına tabii ki!

Porcupine Tree deyince aklınıza zaten hemen Deadwing ve In Absentia gelecek.o albümlerde sağlam ama işte bu albüm size piyango olarak çıkıyor.ben öylesine bi nostalji yapayım die koymuştum mp3'e.koyduumdan beri dinliyorum.her şarkısı güzel olan albümlerden biri.'toplam 12 şarkıdan oluşan albümün en dikkat çekici şarkıları' die birşey yazmayacağım çünkü gerçekten hepsi iyi şarkıların.adamlar Tinto Brass için özel şarkı yapmışlar.şimdi siz Tinto Brass kim diye soracaksınız tabii.kendisi göğüs ve popo manyağı efsane bir erotik film yönetmeni.filmleri çok eğlenceli(neresi eğlenceliyse?).italyan kökenli kendisi.efsane 'the key' filminin yönetmeni.filmi bende izlemedim ama efsaneymiş bu film!

Neyse efendim bu albüm gerçekten çok iyi.Porcupine Tree sevenler yada prog rock sevenler yada psychedelic sevenler! kıyıda köşede kalmış bu albüme bir göz atın.

7 Nisan 2010 Çarşamba

Tribute To Seyhan!


Bende kilo veremiyorruuuuumm! gerçi ben kilo vermek için hiç bişe yapmıorum ama bundan yola çıkarsak yolun sonu benim dana gibi kilo aldığımdır.millet birde nasıl moralimi bozuo? yok neymiş yaz geliomuş dikkatli olmam lazımmış.ulan sanki yazın geldiğini ben bilmiom! herkes kahin kesildi.geliyosa gelsin arkadaş her sene gibi bu sene de geçer yaz di mi?! hem kilo dediğin 3 aylık iş önemli olan iç güzellik(ben bile inanmıom buna ama...)

Neyse efendim bayaadır yazı yazamıyodum.tabii ki pek bi okuyucum olmadığını biliorm hatta bir elin parmaklarını geçmediği gibi bir parmağın eklemlerini bile geçmez ama önemli değil...yok lan önemli a.q.nie kimse beni takip etmio ya! neyse bi iki gün içinde yeni bir yazı dizisine başlayacağım: 'Kıyıda Köşede Kalmış Albümler'.'Tırnağını Bile Doğru Düzgün Kesemeyen Adamın Maceraları' da kaldığı yerden devam edecek.